İÇ POLİTİKA RANTINA KURBAN EDİLEN DIŞ POLİTİKA
Abdullah Bey’le Tayyip Bey’in diplomasi anlayışlarına hayranım hayran. Nasıl karşılanmıştı van minute dönüşü Tayyip Bey? Aslanlar, fatihler gibi. Helal olsun, Türkiye’nin göğsünü kabartmıştı Davos’ta. Bendeniz, o gün bugündür Tayyip Bey bir daha ne zaman Van Minute çeker diye kıvranıp dururdum. Son olayı görünce sevinçten gözlerim yaşardı. Tayyip Bey’in Hamas konusundaki hamasi istikrarı ve yaşattığı gururdan gurur duydum. Filistin sayesinde olsa bile bu gurur Türkiye’ye yeter. Filistin halkı için bir değil bin van minute, hatta büyükelçi feda olsun. Filistin’e arka çıkılsın da Türk halkına ne olursa olsun. Nasılsa bize lazım olan tek şey Filistin’in zulümden kurtulması… Keşke gerçek amaç, gerçekten Filistin duyarlılığı olsaydı.
Bu yazdıklarımı okuyanlar; ‘Filistin’de o kadar çocuk ölüyor, bombalardan göz gözü görmüyor, açlık, sefalet bir yandan, ilaçsızlık bir yandan sen kalkmışsın dalga geçiyorsun’ diyebilirler. Hâşâ, vallahi öyle bir niyetim yok. Savaş dalga geçilecek bir konu değil ki. Hani hicvi, dalgayı severim de savaş üzerine yapmam. Bir insan olarak, savaşın bitmesini, özellikle Filistinli çocukların daha fazla acı çekmemesini diliyor ve umut ediyorum. Gerçi bu noktada, etme bulma dünyası diyesim geliyor ama, neyse… İsrail’le Filistin arasındaki savaşın sebeplerine girersek, haklıyı haksızı ayırt etmeye kalkarsak zaten bu yazıya uzun gelir ve de o konuya girmeye niyetim de yok. Benim asıl derdim başka. Maksadım bizdeki dış ilişkilerin yöntemine dikkat çekmek…
Türkiye, Ulu Önderimiz Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinden hareketle elbette diğer ülkelerin savaş hallerine de duyarlı olmalıdır. Yükselen tansiyonları düşürmek adına yapılan ara buluculuk, bölge barışına katkı sağlamada iyi bir şeydir. Ancak bu unsurlar bir ülkenin, dış politikasının esaslarını oluşturmaya yetmez. Bir ülke, dış politikalarını yürütürken öncelikle hak ve menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Hak ve menfaatlerini gözetirken bile diplomasiyi ve aklı işletmek durumundadır. Bununla birlikte, dış ilişkilerde mütekabiliyet esas alınması gerekirken, haybeden ahkâm kesmek, yok yere gerginlik yaratmak, başkaları adına kabadayılanmak yanlıştır, dış ilişkilerin esas mantığına aykırıdır. Kendi menfaatlerini, haklarını görmezden gelerek, diğer ülkelerin haklarını savunmaya kalkmak ve bundan iç politikada rant sağlamaya kalkışmak tam anlamıyla dış politikayı kurban etmektir ki, bu hiç de doğru değildir. Ve çok tehlikeli bir oyundur.
Oyundur dedim çünkü bana göre İsrail’le yaşanan son kriz de oyunun bir parçasıdır. Oyun kelimesiyle asıl kastettiğim, Büyük Ortadoğu Projesi, nam-ı diğer Büyük İsrail Projesidir. Büyük Ortadoğu Projesi ekseninde bu tür oyunlara ihtiyaç vardır. Zira, proje tam anlamıyla bitmiş değildir. Projenin tamamlanması için de Tayyip Bey’e ihtiyaç vardır. Dolayısıyla Tayyip Bey’in son zamanlarda iç politikada hızla kaybettiği prestijini yeniden kazandırmak gerekmektedir. Bunun en etkin yollarından biri de, Filistin’deki savaşta ölen Müslüman çocuklar üzerinden İsrail’e dayılanmaktır. Yani diyorum ki, bu bir danışıklı dövüştür. Küçük oyunlarla büyük oyunda başarı elde edilmeye çalışıldığı, dış ilişkilerdeki beceriksizliğe ve basiretsizliğe örnek teşkil ettiği içindir ki, kimse kusura bakmasın, büyükelçi alçak koltuğa oturtulmuş, Abdullah Bey İsrail’den özür dilemesini istemiş vs. vs. beni hiç enterese etmiyor. Büyük oyun dururken, içindeki küçük oyun doğrusu benim için pek önemsiz kalıyor. Ve bunun, oyun olduğu yönündeki ısrarım da devam ediyor. Kaldı ki aksini kim iddia edebilir?
Onca zamandır Irak’ta yaşananların Filistin’den kalır yanı yoktu. Filistin için duyulan hassasiyetin aynı ya da benzeri Irak’ için de duyulabilseydi,
“1926 Türkiye ile İngiltere ve Irak Arasında Sınır ve İyi Komşuluk Antlaşması” varken, anlaşmaya ve Irak’ın bugünkü siyasal ve biçimsel yapılanmasına istinaden Türkiye’nin Kuzey Irak’ta egemenlik hakkı, diplomasi işletilerek gündeme getirilmiş olsaydı,
Amerika’nın sürekli olarak İran üzerindeki nükleer silahlanmaya yönelik tehditlerine İran’dan yana müdahil olurken, ülke menfaatlerini de göz önünde bulundursaydı, örneğin, İran’dan KKTC’yi tanımasını, Ermenistan’a verdiği desteği çekmesini isteseydi,
Kediyi bile teslim etmem diyen, nerdeyse küfürlü tehditler savuran Barzani’ye de bir van minute çekseydi,
Doğu Türkistan’daki Müslüman Türkler’e yapılan zulme mukabil, Çin mallarının ithalatını durdursaydı,
Ermenistan yerine Azerbaycan’ı kucaklasaydı,
Ve bunlardan sadece birini yapsaydı belki aksi iddia edilebilirdi. Hepsini yapsaydı hükümet olarak prestijin alâsını kazanırdı, güveni defalarca tazelemiş olurdu, başımızın üstüne taht kurarlardı, cümle alem de hazır olda kendilerine selam dururdu. Bizim eleştirilerimiz de ‘Sayın Başbakanım van minute yerine keşke bir dakika deseydin’ den öteye geçmezdi.
Bunların hiçbiri yapılmamışsa ve ortada sadece Filistin fatihliği varsa, benim, dış ilişkiler adı altında yaratılan gerginliğin Ortadoğu oyununun bir parçası olduğunu düşünmeme ne engel olabilir ki?
15.01.2010
Filed Under: Dış Politika • Kategorilenmemiş
