AYDIN KIRILGANLIĞI
Sayın Okuyucu,
Maalesef ki ülkemiz aydınının bana göre ölümcül olmayıp “süründürücü” seyreden “aydın kırılganlığı” hastalığı bizlere de bulaşmış bulunmaktadır.
Alınganlık,
kırılganlık,
kaçış sendromu,
ben bilirimcilik,
üretken olmayan eleştiri tutkunluğu,
üretenleri küçümseme üretilenleri beğenmeme,
bir kurtarıcı önder mucizesi bekleme,
sürekli pohpohlanma isteği,
“yalnızlığımda ben mutluydum, bizden birşey olmaz abi” teranesi,
küskünlük ve inzivaya çekilme,
sanki kendiliğinden herşeyin düzelebileceği bir ülkenin hayalini kurup, sürekli bu hayal içinde yaşama
ve bu hayali sayıklama
semptomlarıyla seyreden bu hastalık, maalesef ki ülkemiz aydınının genlerine değin işlemiştir.
Yaşama tutunacak bir varsıllığı ve söz söyleyebilecek bilgi birikimi olan aydınlarımızın çoğunluğunu atalet ve eylemsizliğe sürükleyen bu hastalık, ister çıkar birlikteliği isterse de feodal tarzda örgütlensin sürekli “niteliksiz” kitlelerin yönetimi ele geçirmelerine yol açmaktadır. Benzer biçimde yönetim üzerinde etki gücü olan aristokrat-aydın sınıfının yoksunluğu aynı hastalık nedeniyledir. Bu itici güçten yoksun toplumsal dinamizm kolaylıkla dış güçler tarafından şekillendirilebilmektedir. Oysa aydın sınıfının varlığı bir ülkenin egemenliği ve bağımsızlığı ile doğrudan bağıntılıdır. Bu maalesef ki gözden kaçırılmakta ve “eleştiri sahibi” herkes başkalarını suçlarken asıl sorumluluğun kendisinde olduğunu yadsımaktadır.
Düşünün ki “Asker” bile aydınların ülkeye sahip çıkmamasından şikayetçi ve ülke gerçeklerine bilgi düzeyinde aydınlardan daha hakim, aydınlar üzerinde bundan daha büyük utanç olabilir mi? Aydınlar ise kendi görev tanımları içinde yer alan, ülkenin düşünsel platformlarda sahiplenilmesi olayında utanmazca hala “askeri göreve çağırmaktadırlar”.
Görev sırası senin ey aydın vatandaş, askerin değil!
Ama karşımızdaki, ülkesine sahip çıkmak için dürtülmeyi, sürüklenmeyi, yönetilmeyi ve o içler acısı “sahiplenmeyi” bekleyen bir kırılgan aydın tiplemesi. Çekip gitmeleriyle meşhur, benden sonrası tufan diyen; toplumsal örgütlenmeyi geçtik, örgüt lafından bile şeytan görmüş gibi kaçan bir niteliksizleşmiş kalabalık.
Hadi içelim güzelleşelim, bu akşamda Agop’un meyhanesinde vatan kurtaralım…
Ya da…
Sevgili aydın vatandaşım, bu ileti sana “ulaşabildiyse” eğer, bu demektir ki sende bir aydınsın. Okuyorsun, düşünüyorsun… Ama tavır ortaya koymuyorsun. Bu yüzden seni söylediklerim çerçevesinde özeleştiriye davet ediyorum.
Devir biribirimizle olan farklılıklarımızın kutsanması! devri değil, vatan sath’ında ortak değerlerimizde bütünleşme devridir.
Aydın, evet sen, bu iletiyi okuyan, aynalara daha rahat bakabilmen için haydi görev yerine!
Tuncay Temiz
Filed Under: Kategorilenmemiş • Makale
