<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>AKIL ÇAĞI için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://akilcagi.com/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://akilcagi.com/gamze</link>
	<description>Düşünce Üretim Atölyeleri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 31 Dec 2009 12:51:30 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Duyuru! yazısına Mehmet Emin HAZAR tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://akilcagi.com/gamze/blog/2009/06/09/hello-world/comment-page-1/#comment-50</link>
		<dc:creator>Mehmet Emin HAZAR</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 12:51:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">#comment-50</guid>
		<description>30/12/2009
BOP Seri İşliyor
Siyaset feraset ve cesaret işidir. Bilgi cesareti tetikler. Siyasilerimizin bilgisizliği feraseti cesaretle ortaya koymalarına engeldir. Çünkü bilgisizlerin sorunları bilme, kavrama, sezme ve öngörüde bulunma gibi yetenekleri olmaz. Ancak bilgi sahiplerinin düşünceleri ve söyleyecekleri olur. Halkımızın içinde birikimli bilgili sessizler vardır. Fakat kendilerini ifade edebilecek koşulları yoktur. O nedenle siyaset ilgisiz, beceriksiz fırsat düşkünlerinin elinde güvensizlik ve umutsuzluk aracı olarak kalmaktadır. Adı okunan siyasi partileri yönetenler birbirinden farksızdır. Onun için meydan bir avuç teokrasi kölesi cahile ve sömürgeci güçlerin uşakları çaresizlere kalmaktadır. Ama halkımız bir gün mutlaka kendi cevherlerini içinden çıkaracaktır. Zira tarih tekerrür edecek ve şer odaklarının ülkemiz üzerinde oynamaya çalıştıkları oyunlar kesinlikle bozulacaktır.
Dünya özgün ve genel anlamda sömüren sömürülen ilişkisi üzerine kuruludur. Güç sahipleri sürekli olarak güçsüzleri ezmişlerdir. Bu adeta bir doğa yasasıdır. Bugün güç ABD’dir. Ve ABD emperyalist sömürüsünü yer kürenin tümüne egemen kılmaya çalışmaktadır. Bu amaçla bir dünya analizi yaparak enerji kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor. Ancak soğuk savaşla kutuplaşan dünya ve İkinci Paylaşım Savaşının harita yapısı ile oluşan suni sınırlar ve ulus devletler sömürüye karşı dirençli olduklarından onları yok etme gereksinimi duyuyor. Sömürgeci emellerine iç ekonomik bunalımın eklenmesiyle hızlı bir diplomasi, askeri işgal ve harita şekillendirme projesiyle kendisini Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın hatta Asya’nın bir kısmına dayatmaya çalışıyor. Irak ve Afganistan işgalleriyle umduğunu bulamadı. Afganistan’da Taliban’ın ulus devlet olma arzusunu teokrasiye geçişi önleme girişimi olarak göstermeye çalıştı başaramadı. NATO gücü yetmeyince Rusya’dan yardım istemeye başladı. Ancak Irak’ta kısmen başaracak gibi. Fakat Arap kesimini Sünni ve Şii olarak ayırma girişimleri de Arap şovenizmi ve İran engeline takılmaktadır. Bu sefer rotayı Türkiye’ye çevirmiş durumdadır. Çünkü Türkiye, coğrafyasının en istikrarlı ve en güvenli güçlü ülkesidir. Üstelik ilişkileri derin ve uzun bir özgeçmişe dayanmaktadır. 1950’lerden başlamak üzere işbirlikçi sermaye desteğiyle tarikat ve cemaatlere yol vererek uzun süre politikalarını iktidara taşımayı da başarmıştır. Bu iktidarlar sayesinde eğitimimizi baltalamış, yurttaşlık bilincimizi zayıflatmış ve ümmetçiliği kanıksanır duruma getirtmiştir. Kısa süreli koalisyon ve azınlık iktidarlarıyla da, adı okunan siyasi partilerimizi IMF eleğinden geçirerek güvensiz ve farksız kılmıştır. Çünkü ABD tarikatlarla işgali tamamlamıştır. Onun için A-Ke-Pe’yi kurdurtarak iktidara taşıttı. İşte BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) bunca uzun süreli ve planlı çalışmanın sonucudur.
ABD’nin tek derdi enerji ve nüfuzdur. BOP ise, enerji havzalarında sömürüyü sürekli kılacak yönetim anlayışları ve harita değişim niyetidir. Yedi yıldır ülkeyi yönetenler gaflet ve delalet içindedir. R.T.E ve A.GÜL alenen ABD işbirlikçisidirler. Bir an önce halkımızdan ve TBMM üyelerinden gizlenen ilişkilerini ve görüşmelerini açıklamak zorundadırlar. BOP eş başkanlığı bu ülkeye yapılan dış kaynaklı en büyük kötülüktür. R.T.E yüksek mahkeme kararıyla zaten yetkisizdir. Şeklen yürüttüğü başbakanlık ve BOP eş başkanlığından istifa etmelidir. Çünkü görevde kalması da, yaptığı anlaşma ve attığı imzaların da yasal bir geçerliliği yoktur. Bu durum A. GÜL için de geçerlidir. Yetkisizliği sorgulamayan muhalefet de yapılanlardan onlar kadar sorumludur. Çünkü Türkiye’nin üniter ve ulus devlet yapısı tehlikededir. Ülke her ne kadar tarikat ve cemaatlerle işgal edilmişse de halen ulus devleti korumaya kararlı unsurlar tamamıyla yok edilmemiştir. Askerlere saldırarak bir polis devleti kalkanı oluşturma çabaları da bu yüzdendir. Genel Kurmayın arşivine polisin ve sivil yargının girmesi doğru değildir. Askeri savcı ve yargıçların sessizliği düşündürücüdür. İlker Paşanın hukuk adına duruma seyirci kalması kendisine tarihi bir sorumluluk yükleyecektir. İşbirlikçi A-Ke-Pe iktidarı adeta askerin sabrını ölçmeye çalışmaktadır. Bu vahim bir durumdur. Zira araştırılan yer Özel Harp Dairesinin karanlık olaylar olarak düşünülen arşivi değildir. Bir seferberlik durumunda alınacak önlemlerin planlarının arşivlendiği kısımdır. Bu davranış düpedüz ABD adına bir casusluk girişimi gibidir. İlk bakışta yeterince önemli görülmeyebilir! Hatta eski DTP’lilerin sokak eylemleriyle de dikkat çekmeyebilir! Ama girişimin olası bir Irak dönüşü ABD askerlerinin gücünü kırmaya yönelik çabaları yok etme arzusu da olabilir! Tüm olasılıklara açık bir durum olduğu şüphesizdir.
Artık sokaktaki insanlar dahi BOP’un öncelikle Türkiye’yi yok etmeyi amaçladığını görebiliyor. Ekonomik değerlerin tüketilmesi ve terörün hortlatılmasının arkasında ABD ve İsrail’in hatta AB ülkelerinin olduğu da açıktır. ABD Irak’ta Barzani yönetiminde bağımsız bir Kürdistan veya Türkiye korumalı yönsüz bir esnek federasyon için çalışıyor. Adres olarak da Kandil’i gösteriyor. DTP de bu yüzden kapatıldı. AB ülkeleri de İmralı’yı işaret ediyor. İki emperyalist güç arasında görünmeyen bir hesaplaşma var! 30 Kasım 2008’de “Türkiye Barış Meclisi” toplantısına katılmıştım. Başlıca tema; “barış” ve “Fırat’ın doğusu-batısı” idi. İlginçtir: o toplantıda A-Ke-Pe iktidarı ve Adalet Bakanlığının APO’nun dövüldüğü savı sonrasında cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve sağlığının korunmasını AB ilgililerine taahhüt ettiği dillendirildi. Bu da gösteriyor ki Türkiye üç cepheden kuşatılmaya çalışılıyor. İçeriksiz “Açılım” teranesi AB ile ABD arasındaki bir belirsizliğin sonucudur. Sanki ABD elini daha çabuk tutuyor gibi bir durum var. BARZANİ oluşumuna karşı, eğitim, TV ve kültürel bazı haklarla PKK’yi de uzun süreli siyasetin bir iç dinamiğine dönüştürerek silahsız bir güç oluşturmaya çalışıyor. Sayın DAVUTOĞLU’NUN uygulamaya çalıştığı bölge merkezli dış politikasına paralel olarak işbirlikçi A-Ke-Pe iktidarına vizesiz giriş çıkışlı göstermelik bir Osmanlı misyonu kazandırılmaya çalışılıyor. Bu sayede El Kaide türü teokratik teröre risksiz eylem yapma fırsatı yaratabilir! Hatta siyasal gericiliği hoşnut etmek için İsrail’i kısmen feda ediyor. Öte yandan da AB ülkeleri APO üzerinden federasyona dayalı demokratik bir sistem için çalışıyor. Ama her ne hikmetse APO her iki gücün de yağmura karşı kullandığı bir şemsiye gibi duruyor. Ergenekon Davasında anılanın ilişkilerinin tartışma dışı kalması da bundandır. 
Sonuç olarak tökezleyerek de olsa BOP hız kesmiyor. Aynı anda hem İran,  hem de Türkiye karışmaya başladı. Siyasi genel başkanlar bilgi cahilidir ve halkımızın önünü tıkamaktadırlar. Aynı şekilde Türk ve Kürt okumuşları da onlar kadar öngörüsüzdür. Hatta Kürt okumuşlar, ikinci cumhuriyetçiler ve bazı yarı aydınlarla birlikte kavram kargaşasıyla soruna yaklaşmaktadırlar. Ülkemizin demokrasi içinde çözümlenmesi gereken birçok sorunu bulunmaktadır. Kürt Sorunu da bunlardan biridir ve demokrasi içinde çözülecektir. Yurttaş olarak bin yıllık kardeşliğimizi ancak antiemperyalist duruşumuzla yaşatabiliriz. Onun için de ulus devlet olgusunu basit ve anlaşılır bir dille tanımlayarak etnik inkâr düşüncesinden ayırmalıyız. Önümüze örülen tuzakları elbirliğiyle etkisizleştirmeliyiz. Artık tüm Anadolu halkı olarak askerde veya herhangi bir resmi görevde çocuklarımızın neden şehit düştüğünü sorgulamalıyız. PKK’yi yaratan nedenleri ortadan kaldırarak, Hakkâri halkının çıkarlarının Edirneli yurttaşın çıkarıyla buluştuğunu öğretmeliyiz. Bir an için tüm önyargılarımızı terk ederek “Çanakkale” ve “Kurtuluş Savaşı” geçmişinde bulmaya çalışmalıyız. Çünkü bizim kimseye gereksinimimiz yoktur! Siyasetin oligarşik liderleri bilgisiz, beceriksiz ve çözüme uzak kalsa da, biz bize yeteriz. Çünkü biz karanlıkları yırtarak aydınlanmayı başlatmış ve başarmış bir halkız. Cumhuriyetin hoşgörüsüyle yaşam bulan teokratik cemaat ve tarikatlar, yine cumhuriyetçi yasalarla hak ettikleri tokadı yiyeceklerdir. Halkımızın içinde yeniden umut aşılayacak ATATÜKLER ve ECEVİTLERİN çıkması yakındır. Yeter ki halktan umudu kesmeyelim, sağduyulu davranalım. Saygılarımla  
                                                                                          Mehmet Emin HAZAR
	   DSP Mardin Eski İl Başkanı
m_hazar@mynet.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>30/12/2009<br />
BOP Seri İşliyor<br />
Siyaset feraset ve cesaret işidir. Bilgi cesareti tetikler. Siyasilerimizin bilgisizliği feraseti cesaretle ortaya koymalarına engeldir. Çünkü bilgisizlerin sorunları bilme, kavrama, sezme ve öngörüde bulunma gibi yetenekleri olmaz. Ancak bilgi sahiplerinin düşünceleri ve söyleyecekleri olur. Halkımızın içinde birikimli bilgili sessizler vardır. Fakat kendilerini ifade edebilecek koşulları yoktur. O nedenle siyaset ilgisiz, beceriksiz fırsat düşkünlerinin elinde güvensizlik ve umutsuzluk aracı olarak kalmaktadır. Adı okunan siyasi partileri yönetenler birbirinden farksızdır. Onun için meydan bir avuç teokrasi kölesi cahile ve sömürgeci güçlerin uşakları çaresizlere kalmaktadır. Ama halkımız bir gün mutlaka kendi cevherlerini içinden çıkaracaktır. Zira tarih tekerrür edecek ve şer odaklarının ülkemiz üzerinde oynamaya çalıştıkları oyunlar kesinlikle bozulacaktır.<br />
Dünya özgün ve genel anlamda sömüren sömürülen ilişkisi üzerine kuruludur. Güç sahipleri sürekli olarak güçsüzleri ezmişlerdir. Bu adeta bir doğa yasasıdır. Bugün güç ABD’dir. Ve ABD emperyalist sömürüsünü yer kürenin tümüne egemen kılmaya çalışmaktadır. Bu amaçla bir dünya analizi yaparak enerji kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyor. Ancak soğuk savaşla kutuplaşan dünya ve İkinci Paylaşım Savaşının harita yapısı ile oluşan suni sınırlar ve ulus devletler sömürüye karşı dirençli olduklarından onları yok etme gereksinimi duyuyor. Sömürgeci emellerine iç ekonomik bunalımın eklenmesiyle hızlı bir diplomasi, askeri işgal ve harita şekillendirme projesiyle kendisini Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın hatta Asya’nın bir kısmına dayatmaya çalışıyor. Irak ve Afganistan işgalleriyle umduğunu bulamadı. Afganistan’da Taliban’ın ulus devlet olma arzusunu teokrasiye geçişi önleme girişimi olarak göstermeye çalıştı başaramadı. NATO gücü yetmeyince Rusya’dan yardım istemeye başladı. Ancak Irak’ta kısmen başaracak gibi. Fakat Arap kesimini Sünni ve Şii olarak ayırma girişimleri de Arap şovenizmi ve İran engeline takılmaktadır. Bu sefer rotayı Türkiye’ye çevirmiş durumdadır. Çünkü Türkiye, coğrafyasının en istikrarlı ve en güvenli güçlü ülkesidir. Üstelik ilişkileri derin ve uzun bir özgeçmişe dayanmaktadır. 1950’lerden başlamak üzere işbirlikçi sermaye desteğiyle tarikat ve cemaatlere yol vererek uzun süre politikalarını iktidara taşımayı da başarmıştır. Bu iktidarlar sayesinde eğitimimizi baltalamış, yurttaşlık bilincimizi zayıflatmış ve ümmetçiliği kanıksanır duruma getirtmiştir. Kısa süreli koalisyon ve azınlık iktidarlarıyla da, adı okunan siyasi partilerimizi IMF eleğinden geçirerek güvensiz ve farksız kılmıştır. Çünkü ABD tarikatlarla işgali tamamlamıştır. Onun için A-Ke-Pe’yi kurdurtarak iktidara taşıttı. İşte BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) bunca uzun süreli ve planlı çalışmanın sonucudur.<br />
ABD’nin tek derdi enerji ve nüfuzdur. BOP ise, enerji havzalarında sömürüyü sürekli kılacak yönetim anlayışları ve harita değişim niyetidir. Yedi yıldır ülkeyi yönetenler gaflet ve delalet içindedir. R.T.E ve A.GÜL alenen ABD işbirlikçisidirler. Bir an önce halkımızdan ve TBMM üyelerinden gizlenen ilişkilerini ve görüşmelerini açıklamak zorundadırlar. BOP eş başkanlığı bu ülkeye yapılan dış kaynaklı en büyük kötülüktür. R.T.E yüksek mahkeme kararıyla zaten yetkisizdir. Şeklen yürüttüğü başbakanlık ve BOP eş başkanlığından istifa etmelidir. Çünkü görevde kalması da, yaptığı anlaşma ve attığı imzaların da yasal bir geçerliliği yoktur. Bu durum A. GÜL için de geçerlidir. Yetkisizliği sorgulamayan muhalefet de yapılanlardan onlar kadar sorumludur. Çünkü Türkiye’nin üniter ve ulus devlet yapısı tehlikededir. Ülke her ne kadar tarikat ve cemaatlerle işgal edilmişse de halen ulus devleti korumaya kararlı unsurlar tamamıyla yok edilmemiştir. Askerlere saldırarak bir polis devleti kalkanı oluşturma çabaları da bu yüzdendir. Genel Kurmayın arşivine polisin ve sivil yargının girmesi doğru değildir. Askeri savcı ve yargıçların sessizliği düşündürücüdür. İlker Paşanın hukuk adına duruma seyirci kalması kendisine tarihi bir sorumluluk yükleyecektir. İşbirlikçi A-Ke-Pe iktidarı adeta askerin sabrını ölçmeye çalışmaktadır. Bu vahim bir durumdur. Zira araştırılan yer Özel Harp Dairesinin karanlık olaylar olarak düşünülen arşivi değildir. Bir seferberlik durumunda alınacak önlemlerin planlarının arşivlendiği kısımdır. Bu davranış düpedüz ABD adına bir casusluk girişimi gibidir. İlk bakışta yeterince önemli görülmeyebilir! Hatta eski DTP’lilerin sokak eylemleriyle de dikkat çekmeyebilir! Ama girişimin olası bir Irak dönüşü ABD askerlerinin gücünü kırmaya yönelik çabaları yok etme arzusu da olabilir! Tüm olasılıklara açık bir durum olduğu şüphesizdir.<br />
Artık sokaktaki insanlar dahi BOP’un öncelikle Türkiye’yi yok etmeyi amaçladığını görebiliyor. Ekonomik değerlerin tüketilmesi ve terörün hortlatılmasının arkasında ABD ve İsrail’in hatta AB ülkelerinin olduğu da açıktır. ABD Irak’ta Barzani yönetiminde bağımsız bir Kürdistan veya Türkiye korumalı yönsüz bir esnek federasyon için çalışıyor. Adres olarak da Kandil’i gösteriyor. DTP de bu yüzden kapatıldı. AB ülkeleri de İmralı’yı işaret ediyor. İki emperyalist güç arasında görünmeyen bir hesaplaşma var! 30 Kasım 2008’de “Türkiye Barış Meclisi” toplantısına katılmıştım. Başlıca tema; “barış” ve “Fırat’ın doğusu-batısı” idi. İlginçtir: o toplantıda A-Ke-Pe iktidarı ve Adalet Bakanlığının APO’nun dövüldüğü savı sonrasında cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve sağlığının korunmasını AB ilgililerine taahhüt ettiği dillendirildi. Bu da gösteriyor ki Türkiye üç cepheden kuşatılmaya çalışılıyor. İçeriksiz “Açılım” teranesi AB ile ABD arasındaki bir belirsizliğin sonucudur. Sanki ABD elini daha çabuk tutuyor gibi bir durum var. BARZANİ oluşumuna karşı, eğitim, TV ve kültürel bazı haklarla PKK’yi de uzun süreli siyasetin bir iç dinamiğine dönüştürerek silahsız bir güç oluşturmaya çalışıyor. Sayın DAVUTOĞLU’NUN uygulamaya çalıştığı bölge merkezli dış politikasına paralel olarak işbirlikçi A-Ke-Pe iktidarına vizesiz giriş çıkışlı göstermelik bir Osmanlı misyonu kazandırılmaya çalışılıyor. Bu sayede El Kaide türü teokratik teröre risksiz eylem yapma fırsatı yaratabilir! Hatta siyasal gericiliği hoşnut etmek için İsrail’i kısmen feda ediyor. Öte yandan da AB ülkeleri APO üzerinden federasyona dayalı demokratik bir sistem için çalışıyor. Ama her ne hikmetse APO her iki gücün de yağmura karşı kullandığı bir şemsiye gibi duruyor. Ergenekon Davasında anılanın ilişkilerinin tartışma dışı kalması da bundandır.<br />
Sonuç olarak tökezleyerek de olsa BOP hız kesmiyor. Aynı anda hem İran,  hem de Türkiye karışmaya başladı. Siyasi genel başkanlar bilgi cahilidir ve halkımızın önünü tıkamaktadırlar. Aynı şekilde Türk ve Kürt okumuşları da onlar kadar öngörüsüzdür. Hatta Kürt okumuşlar, ikinci cumhuriyetçiler ve bazı yarı aydınlarla birlikte kavram kargaşasıyla soruna yaklaşmaktadırlar. Ülkemizin demokrasi içinde çözümlenmesi gereken birçok sorunu bulunmaktadır. Kürt Sorunu da bunlardan biridir ve demokrasi içinde çözülecektir. Yurttaş olarak bin yıllık kardeşliğimizi ancak antiemperyalist duruşumuzla yaşatabiliriz. Onun için de ulus devlet olgusunu basit ve anlaşılır bir dille tanımlayarak etnik inkâr düşüncesinden ayırmalıyız. Önümüze örülen tuzakları elbirliğiyle etkisizleştirmeliyiz. Artık tüm Anadolu halkı olarak askerde veya herhangi bir resmi görevde çocuklarımızın neden şehit düştüğünü sorgulamalıyız. PKK’yi yaratan nedenleri ortadan kaldırarak, Hakkâri halkının çıkarlarının Edirneli yurttaşın çıkarıyla buluştuğunu öğretmeliyiz. Bir an için tüm önyargılarımızı terk ederek “Çanakkale” ve “Kurtuluş Savaşı” geçmişinde bulmaya çalışmalıyız. Çünkü bizim kimseye gereksinimimiz yoktur! Siyasetin oligarşik liderleri bilgisiz, beceriksiz ve çözüme uzak kalsa da, biz bize yeteriz. Çünkü biz karanlıkları yırtarak aydınlanmayı başlatmış ve başarmış bir halkız. Cumhuriyetin hoşgörüsüyle yaşam bulan teokratik cemaat ve tarikatlar, yine cumhuriyetçi yasalarla hak ettikleri tokadı yiyeceklerdir. Halkımızın içinde yeniden umut aşılayacak ATATÜKLER ve ECEVİTLERİN çıkması yakındır. Yeter ki halktan umudu kesmeyelim, sağduyulu davranalım. Saygılarımla<br />
                                                                                          Mehmet Emin HAZAR<br />
	   DSP Mardin Eski İl Başkanı<br />
<a href="mailto:m_hazar@mynet.com">m_hazar@mynet.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Duyuru! yazısına Mehmet Emin HAZAR tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://akilcagi.com/gamze/blog/2009/06/09/hello-world/comment-page-1/#comment-45</link>
		<dc:creator>Mehmet Emin HAZAR</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 22:17:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">#comment-45</guid>
		<description>19/12/2009
	DTP Tamam, A-Ke-Pe Devam
	Siyasi partilerin kişiler gibi sicilleri vardır. Suç işledikleri zaman sabıkalı duruma düşerler ve gerektiğinde kapatılırlar. DTP partileşemedi. PKK ile aynı tabanı paylaşması ve politik destek alması nedeniyle siyaset üretemedi. Mecliste temsil yeteneği olmasına rağmen gelişemedi. Çareyi PKK’nın uzantısı gibi gören söylem ve eylemlerde aradı. Apaçık yasaları ihlal etti ve yüksek mahkeme tarafından kapatıldı. A-Ke-Pe de, kurulduğu günden beri yasaları sürekli ihlal eden bir suç makinesi gibidir. Hatta oransal olarak DTP’den yüzlerce kat daha fazla suç işlemektedir. Kapatılma davasında odak görülmesine rağmen çalışmalarını sürdürmektedir. A-Ke-Pe’nin varlığı adaleti gölgelemiştir. Zira yapısal olarak kapatılmamış ve suç işleyen üyeleri hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Oysa suçlar sabit, suç işleyenler bellidir. O nedenle bir an önce A-Ke-Pe de kapatılarak malları hazineye irat kaydedilmeli ve ilgilileri adalete hesap vermelidir.
	Siyasi partilerin basit gerekçelerle kapatılması elbette ki doğru değildir. Ama anayasal suçlar söz konusu olduğunda sonuçlarına katılma zorunluluğu doğar. Her parti Cumhuriyet Başsavcılığına kuruluş dilekçesini verdiğinde yasalara uymayı taahhüt etmektedir. Seçim başarısı edinenler bu taahhütlerini parlamento yeminiyle de pekiştirirler. Bu durum hem demokrasinin gereğidir, hem de yasal emirdir. Bazı çevreler yasal gerekliliğe uymamayı adet haline getiriyorlar. Bu tavırları demokratik hazımsızlığın sonucudur. Onlar da diğer partiler gibi seçim ve siyasi partiler yasasına uyulması gerektiğini biliyorlar. Fakat uymuyorlar. Çünkü anayasa ve yasalar ülkülerine engeldir. Demokratik gelişimsizliği bahane etmeleri, dünya görüşlerinden ve demokrasi dışı isteklerinden kaynaklanmaktadır. Yasa yapma yetkisinin parlamentoda olduğunu bildikleri halde çözümü sokakta ararlar. Kopardıkları yaygara ile tabanlarına iletide bulunmaktadırlar. Hukuka ve yasalara uyulmaması konusunda A-Ke-Pe ile DTP birbirlerine benziyorlar. İkisinin de geçmişinde yasaları ihlal ve kapatılma vardır. Bölücülük suçlaması nedeniyle DTP geçmişi tereddütsüz kapatılırken, geçmişinin aksine A-Ke-Pe iktidar gücünü baskı aracı yaptığı için kayırılmıştır. Yargı kararlarına saygılı olmak ve alınan kararlara uymak hukuk gereğidir. Ama hiç kimse “beraat” ve “ceza” dışında kalmış yargı kararı açıklaması yapamaz. Kapatılma davası kararında A-Ke-Pe kurum olarak hazine yardımı kesintisiyle cezalandırılmış gibi gösterilmiş ama suçları yasalarca sabit olan sanıkları hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Dolayısıyla yüksek mahkeme eksik karar vermiş sayılmalıdır ve dava işlenen suçlarla birlikte yeniden görülmelidir. 
Hukukta çifte standart yoktur. Siyasal gericilik ve bölücülük suçları rejim ve yasalar karşısında farksızdır. Devletin üniter yapısıyla yasalar bölücülüğü suç saymaktadır. Aynı şekilde Laiklik ilkesi, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Yasası ve Kılık Kiyafet Yasası da siyasal gericiliği yasaklamaktadır. Hatta DTP’nin bir kısım çalışmaları demokrasi içinde değerlendirilirken, A-Ke-Pe laikliğin yarattığı bireysel özgürlük hakkıyla demokrasiyi demokratik yöntemlerle yok etmeye çalışmaktadır. Yani özde A-Ke-Pe daha tehlikelidir. Çünkü apaçık teokratik bir düzen amaçlamaktadır. Üstelik devlet kurumlarını kadrolaşarak tahrip etmiştir. Yüz binlerce polis alarak sivil diktasını bir polis devleti kurarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. R.T.E; “Polis rejimin teminatıdır.” Diyerek niyetini açıklamıştır. Yargıya müdahale ederken, rejim ve yolsuzluk suçlarını işleme koyan yasa adamlarına baskı yapmaktadır. Deniz Feneri e.V. davasının basında yazılıp çizilmesini, medyada konuşulmasını yasaklarken, şaibeli “Ergenekon Davası” sanıkları ve mağdurlarını çarşaf çarşaf döktürmektedir. Askeri ve sivil bürokrasinin rejim karşıtı çalışmalarını yasal sorumlularına bırakması gerekirken, siyaseten müdahalede bulunmaktadır. R.T.E, bazı A-Ke-Pe’liler ve gerici yandaş medyayla birlikte “ıslak” ve “kuru” imza savlarıyla yargının irdelediği konulara taraf olarak karışarak suç işlemektedirler. Adalet Bakanları ve A-Ke-Pe’liler  HSYK ve YARSAV’ı siyaseten taraf olmaya zorlamaktadırlar.
Birinci, ikinci ve üçüncü A-Ke-Pe iktidarları kuruldukları günden beri suç işlemeyi sürdürmektedirler. A.GÜL ve R.T.E başta olmak üzere ülkeyi yönetenler ve bir kısım bürokratlar en basitinden her gün eşlerinin türbanıyla “Kamusal Alan İhlali” suçunu ısrarla ve bile bile 365 gün aralıksız işleyerek devlete meydan okumaktadırlar. Her yurttaşın anılan suçlular hakkında dava açma hakkı vardır. Ben de dava açma isteğimi bu satırlarla kullanarak cumhuriyet savcılarına çağrıda bulunuyorum. Yasal mercileri “A-Ke-Pe Kapatılma Davası” kararıyla yönetenlerin yetkisiz olduklarını ve halen suç işlemeyi sürdürdükleri konusunda uyarıyorum. Hukukçuların ve hukukçu bilim adamlarının yasadışı A-Ke-Pe iktidarının meşruiyetini tartışma konusu yapmaları gerekir. 
Adaletle ilgili düşüncelerimi bir başka yazıyla anlatacağım. Son günlerde “açılım” feryatlarıyla koparılan gürültü ve DTP’nin kapatılması konusunda A-Ke-Pe cephesinde kurgulanan temelsiz projeye değinmek istiyorum. Aslında dış kaynaklı bilinmeyen ve halktan gizlenen bir proje vardır. “İyi şeyler olacak” sonrası lafazanlıklarla yönetenler sürekli olarak barış gösterileriyle muhalefete saldırmaktadır. Eleştirileri de “Türkiye Modeli” yaftasıyla lâfebeliğiyle yanıtlıyorlar. Bir yandan ABD ile görüşürlerken, diğer yandan da Barzani ile kendisine biçilen misyon doğrultusunda ilişkiler geliştiriyorlar. Açılım maskaralığını A-Ke-Pe halkımızdan gizlese de istekler bellidir. OBAMA’NIN TBMM’deki mesajları açıktır. APO ile kapalı kapılar arkasında görüşülerek gösterdiği yol haritasının uygulanması için formüller üretilmeye çalışılmaktadır. DTP’nin partileşmesi bilinçli olarak engellenmiştir. PKK ile direk görüşülmesi için siyasallaşmasını tamamlayacak yeni bir oluşumla “Kürt Sorununun” çözümü amaçlanmaktadır. O nedenle Ahmet TÜRK gibi uzlaşmacı unsurlar pasifize edildiler. Çünkü Ahmet TÜRK DTP’nin PKK ile aynı tabandan beslendiklerini, fakat ayrı bir parti olduğunu savunmakla bir bakıma A-Ke-Pe’nin bile gerisinde kalıyordu. Sürekli diyalogla ve çözümü meclis zemininde araması DTP’yi öne çıkarıyor ve PKK karşıtlarından destek alıyordu. Bu görüş PKK’nın dikkate alınmaması anlamını taşıdığı için iktidarın da elini bağlıyor. Hedef PKK’lıların dağdan indirilmesi olduğu için, onları memnun edecek bir formül daha geçerli sayılıyor. ABD de bunu istiyor. Öteden beri gayesi BARZANİ’Yİ Kürtlerin tek temsilcisi yapmaktır. Bir bakıma ABD PKK ile çatışmak istemiyor. Irak’tan güven içinde çıkmak için gün sayıyor. Çünkü halkımız Irak işgali nedeniyle ABD’ye öfkelidir. El Kaide ve Sünni Arapların saldırılarından da çekinmektedir. O nedenle A-Ke-Pe iktidarını kullanarak bir taşla üç kuş vurmayı hedeflemektedir.
Fazla detaya gerek görmüyorum. Ancak A-Ke-Pe’nin kapatılması için yeterli materyal bulunduğunu düşünüyorum. DTP’lilerin haklarında düzenlenen fezlekeler ve partilerinin kapatılmasına neden olan hukuki gerekçelerin A-Ke-Pe için de geçerli olduğunu ve eksik kalmış yargılamanın tamamlanması için girişimlerin başlatılmasını savunuyorum. Bunun için de bazı yüksek yargı kuruluşları ve mensuplarının görüşleri ile yerel mahkeme kararlarının desteklenmesi için savcılarımıza, barolara, siyasi partilere, sivil inisiyatiflere ve halkımıza çağrıda bulunuyorum. Hukukun olmadığı durumlarda demokrasiden söz edilemeyeceğini anımsatırım. Eğer bölücülük suçlaması parti kapatma gerekçesi sayılıyorsa, A-Ke-Pe de anılan suçun ortağı ve anayasayı teokratik amaçları için çiğneyen bir parti olduğu için kapatılmalıdır. Hukuka inanalım, adalete güvenelim. Çünkü şeriatın(adaletin) kestiği parmak acımaz. Adalete ve hukuka inananlara duyurulur. Saygılarımla.
	Mehmet Emin HAZAR	
	   DSP Mardin Eski İl Başkanı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>19/12/2009<br />
	DTP Tamam, A-Ke-Pe Devam<br />
	Siyasi partilerin kişiler gibi sicilleri vardır. Suç işledikleri zaman sabıkalı duruma düşerler ve gerektiğinde kapatılırlar. DTP partileşemedi. PKK ile aynı tabanı paylaşması ve politik destek alması nedeniyle siyaset üretemedi. Mecliste temsil yeteneği olmasına rağmen gelişemedi. Çareyi PKK’nın uzantısı gibi gören söylem ve eylemlerde aradı. Apaçık yasaları ihlal etti ve yüksek mahkeme tarafından kapatıldı. A-Ke-Pe de, kurulduğu günden beri yasaları sürekli ihlal eden bir suç makinesi gibidir. Hatta oransal olarak DTP’den yüzlerce kat daha fazla suç işlemektedir. Kapatılma davasında odak görülmesine rağmen çalışmalarını sürdürmektedir. A-Ke-Pe’nin varlığı adaleti gölgelemiştir. Zira yapısal olarak kapatılmamış ve suç işleyen üyeleri hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Oysa suçlar sabit, suç işleyenler bellidir. O nedenle bir an önce A-Ke-Pe de kapatılarak malları hazineye irat kaydedilmeli ve ilgilileri adalete hesap vermelidir.<br />
	Siyasi partilerin basit gerekçelerle kapatılması elbette ki doğru değildir. Ama anayasal suçlar söz konusu olduğunda sonuçlarına katılma zorunluluğu doğar. Her parti Cumhuriyet Başsavcılığına kuruluş dilekçesini verdiğinde yasalara uymayı taahhüt etmektedir. Seçim başarısı edinenler bu taahhütlerini parlamento yeminiyle de pekiştirirler. Bu durum hem demokrasinin gereğidir, hem de yasal emirdir. Bazı çevreler yasal gerekliliğe uymamayı adet haline getiriyorlar. Bu tavırları demokratik hazımsızlığın sonucudur. Onlar da diğer partiler gibi seçim ve siyasi partiler yasasına uyulması gerektiğini biliyorlar. Fakat uymuyorlar. Çünkü anayasa ve yasalar ülkülerine engeldir. Demokratik gelişimsizliği bahane etmeleri, dünya görüşlerinden ve demokrasi dışı isteklerinden kaynaklanmaktadır. Yasa yapma yetkisinin parlamentoda olduğunu bildikleri halde çözümü sokakta ararlar. Kopardıkları yaygara ile tabanlarına iletide bulunmaktadırlar. Hukuka ve yasalara uyulmaması konusunda A-Ke-Pe ile DTP birbirlerine benziyorlar. İkisinin de geçmişinde yasaları ihlal ve kapatılma vardır. Bölücülük suçlaması nedeniyle DTP geçmişi tereddütsüz kapatılırken, geçmişinin aksine A-Ke-Pe iktidar gücünü baskı aracı yaptığı için kayırılmıştır. Yargı kararlarına saygılı olmak ve alınan kararlara uymak hukuk gereğidir. Ama hiç kimse “beraat” ve “ceza” dışında kalmış yargı kararı açıklaması yapamaz. Kapatılma davası kararında A-Ke-Pe kurum olarak hazine yardımı kesintisiyle cezalandırılmış gibi gösterilmiş ama suçları yasalarca sabit olan sanıkları hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Dolayısıyla yüksek mahkeme eksik karar vermiş sayılmalıdır ve dava işlenen suçlarla birlikte yeniden görülmelidir.<br />
Hukukta çifte standart yoktur. Siyasal gericilik ve bölücülük suçları rejim ve yasalar karşısında farksızdır. Devletin üniter yapısıyla yasalar bölücülüğü suç saymaktadır. Aynı şekilde Laiklik ilkesi, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Yasası ve Kılık Kiyafet Yasası da siyasal gericiliği yasaklamaktadır. Hatta DTP’nin bir kısım çalışmaları demokrasi içinde değerlendirilirken, A-Ke-Pe laikliğin yarattığı bireysel özgürlük hakkıyla demokrasiyi demokratik yöntemlerle yok etmeye çalışmaktadır. Yani özde A-Ke-Pe daha tehlikelidir. Çünkü apaçık teokratik bir düzen amaçlamaktadır. Üstelik devlet kurumlarını kadrolaşarak tahrip etmiştir. Yüz binlerce polis alarak sivil diktasını bir polis devleti kurarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. R.T.E; “Polis rejimin teminatıdır.” Diyerek niyetini açıklamıştır. Yargıya müdahale ederken, rejim ve yolsuzluk suçlarını işleme koyan yasa adamlarına baskı yapmaktadır. Deniz Feneri e.V. davasının basında yazılıp çizilmesini, medyada konuşulmasını yasaklarken, şaibeli “Ergenekon Davası” sanıkları ve mağdurlarını çarşaf çarşaf döktürmektedir. Askeri ve sivil bürokrasinin rejim karşıtı çalışmalarını yasal sorumlularına bırakması gerekirken, siyaseten müdahalede bulunmaktadır. R.T.E, bazı A-Ke-Pe’liler ve gerici yandaş medyayla birlikte “ıslak” ve “kuru” imza savlarıyla yargının irdelediği konulara taraf olarak karışarak suç işlemektedirler. Adalet Bakanları ve A-Ke-Pe’liler  HSYK ve YARSAV’ı siyaseten taraf olmaya zorlamaktadırlar.<br />
Birinci, ikinci ve üçüncü A-Ke-Pe iktidarları kuruldukları günden beri suç işlemeyi sürdürmektedirler. A.GÜL ve R.T.E başta olmak üzere ülkeyi yönetenler ve bir kısım bürokratlar en basitinden her gün eşlerinin türbanıyla “Kamusal Alan İhlali” suçunu ısrarla ve bile bile 365 gün aralıksız işleyerek devlete meydan okumaktadırlar. Her yurttaşın anılan suçlular hakkında dava açma hakkı vardır. Ben de dava açma isteğimi bu satırlarla kullanarak cumhuriyet savcılarına çağrıda bulunuyorum. Yasal mercileri “A-Ke-Pe Kapatılma Davası” kararıyla yönetenlerin yetkisiz olduklarını ve halen suç işlemeyi sürdürdükleri konusunda uyarıyorum. Hukukçuların ve hukukçu bilim adamlarının yasadışı A-Ke-Pe iktidarının meşruiyetini tartışma konusu yapmaları gerekir.<br />
Adaletle ilgili düşüncelerimi bir başka yazıyla anlatacağım. Son günlerde “açılım” feryatlarıyla koparılan gürültü ve DTP’nin kapatılması konusunda A-Ke-Pe cephesinde kurgulanan temelsiz projeye değinmek istiyorum. Aslında dış kaynaklı bilinmeyen ve halktan gizlenen bir proje vardır. “İyi şeyler olacak” sonrası lafazanlıklarla yönetenler sürekli olarak barış gösterileriyle muhalefete saldırmaktadır. Eleştirileri de “Türkiye Modeli” yaftasıyla lâfebeliğiyle yanıtlıyorlar. Bir yandan ABD ile görüşürlerken, diğer yandan da Barzani ile kendisine biçilen misyon doğrultusunda ilişkiler geliştiriyorlar. Açılım maskaralığını A-Ke-Pe halkımızdan gizlese de istekler bellidir. OBAMA’NIN TBMM’deki mesajları açıktır. APO ile kapalı kapılar arkasında görüşülerek gösterdiği yol haritasının uygulanması için formüller üretilmeye çalışılmaktadır. DTP’nin partileşmesi bilinçli olarak engellenmiştir. PKK ile direk görüşülmesi için siyasallaşmasını tamamlayacak yeni bir oluşumla “Kürt Sorununun” çözümü amaçlanmaktadır. O nedenle Ahmet TÜRK gibi uzlaşmacı unsurlar pasifize edildiler. Çünkü Ahmet TÜRK DTP’nin PKK ile aynı tabandan beslendiklerini, fakat ayrı bir parti olduğunu savunmakla bir bakıma A-Ke-Pe’nin bile gerisinde kalıyordu. Sürekli diyalogla ve çözümü meclis zemininde araması DTP’yi öne çıkarıyor ve PKK karşıtlarından destek alıyordu. Bu görüş PKK’nın dikkate alınmaması anlamını taşıdığı için iktidarın da elini bağlıyor. Hedef PKK’lıların dağdan indirilmesi olduğu için, onları memnun edecek bir formül daha geçerli sayılıyor. ABD de bunu istiyor. Öteden beri gayesi BARZANİ’Yİ Kürtlerin tek temsilcisi yapmaktır. Bir bakıma ABD PKK ile çatışmak istemiyor. Irak’tan güven içinde çıkmak için gün sayıyor. Çünkü halkımız Irak işgali nedeniyle ABD’ye öfkelidir. El Kaide ve Sünni Arapların saldırılarından da çekinmektedir. O nedenle A-Ke-Pe iktidarını kullanarak bir taşla üç kuş vurmayı hedeflemektedir.<br />
Fazla detaya gerek görmüyorum. Ancak A-Ke-Pe’nin kapatılması için yeterli materyal bulunduğunu düşünüyorum. DTP’lilerin haklarında düzenlenen fezlekeler ve partilerinin kapatılmasına neden olan hukuki gerekçelerin A-Ke-Pe için de geçerli olduğunu ve eksik kalmış yargılamanın tamamlanması için girişimlerin başlatılmasını savunuyorum. Bunun için de bazı yüksek yargı kuruluşları ve mensuplarının görüşleri ile yerel mahkeme kararlarının desteklenmesi için savcılarımıza, barolara, siyasi partilere, sivil inisiyatiflere ve halkımıza çağrıda bulunuyorum. Hukukun olmadığı durumlarda demokrasiden söz edilemeyeceğini anımsatırım. Eğer bölücülük suçlaması parti kapatma gerekçesi sayılıyorsa, A-Ke-Pe de anılan suçun ortağı ve anayasayı teokratik amaçları için çiğneyen bir parti olduğu için kapatılmalıdır. Hukuka inanalım, adalete güvenelim. Çünkü şeriatın(adaletin) kestiği parmak acımaz. Adalete ve hukuka inananlara duyurulur. Saygılarımla.<br />
	Mehmet Emin HAZAR<br />
	   DSP Mardin Eski İl Başkanı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ATA’M, SONSUZA KADAR YAŞATILACAKSIN! yazısına Mehmet Emin HAZAR tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://akilcagi.com/gamze/blog/2009/11/10/ata%e2%80%99m-sonsuza-kadar-yasatilacaksin/comment-page-1/#comment-41</link>
		<dc:creator>Mehmet Emin HAZAR</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 23:21:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://akilcagi.com/gamze/?p=26#comment-41</guid>
		<description>25/11/2009
Dolunay Güvercini
“Sol Akıl mı? Şaronizm mi?” başlıklı makalemde Sayın Rahşan ECEVİT’İN desteğiyle merkezde sağ kitlelere hitap etmesi arzulanan bir partinin kurulmasının beklendiğini yazmıştım. Merkez Sağ’ın partileri olduğunu belirtmiş, sol siyasi bir heyecana gereksinim bulunduğunu, o nedenle de DSP’den ayrılmaları kolaycılık ve gemiyi terk etme olarak görmüş, partide kalarak mücadele edilmesi çağrısında bulunmuştum. Merkez Sağ’ın birleşmesi öngörümü haklı çıkardı. Fakat “Ecevitçi Arayış” sloganıyla, çizgi kayması türü gerekçelerle ve DSP’nin özgün kimliğine uygun siyaset bahanesiyle DSHP(Demokratik Sol Halk Partisi)’in kurulması hayal kırıklığı yarattı. Özellikle gerçek DSP’liler, ECEVİTÇİLER hayret etti. Doğrultu tutarlılığı ve çizgi kayması savları balon çıktı. Üstelik ECEVİT de aranmamış! Zira “Dağ fare bile doğuramadı!” Güvercin kurda yem olarak peşkeş çekildi. Çünkü Sayın Hulki CEVİZOĞLU eski bir kurtçudur! Onun başkanlığında yürütülecek bir liderlik, ECEVİT hayranlığını ırkçı düşüncelerine sömürtmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kısacası “barış güvercini” Sayın CEVİZOĞLU’NUN düşünceleriyle dolunayda kurda dönüşümün simgesi olarak kitlelere seslenecektir.
Sanılanın aksine DSP’de öğretiye bağlılık sürmektedir. Parti içinde mücadele fırsatı eskiden daha uygun koşullardadır. Önyargıların aksine parti içi demokrasi işliyor. Rekabet olanaklı. Herkese eşit ifade ve eleştiri hakkı tanınıyor, ikna yöntemiyle kucaklaşmalar pekiştiriliyor. Parti içi değişimler oylanırken, yeni atamalarla örgüt güçlendirilmeye çalışılıyor. Tek eksik halk ayağının eylemselliğe ve propagandaya dönüşmesidir. Bu konuda da, yargı marifetiyle taban ve halk katılımlı çalışmalar tespit edilmektedir. Eski Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami TÜRK’E 5 Kasım 2009 günü yönelttiğim sorulara karşılık Genel Başkan Sayın Masum TÜRKER’İN yüksek sesli beyanını söyleyebilirim. Kimi DSP kadrolarının kafaları şu an için karışık olabilir! Eski kadrolar olarak bu süreci aşacağımıza inanıyorum. Çünkü partinin kuruluşundan hemen sonra da benzer bir film izlemiştik. Üzüldüğümüz konu hanımefendinin belirsizliklere alet edilmesidir. Bir an önce sağduyuyla ve akıl birlikteliğiyle partimizi ayaklandırmalıyız. Geçmişte yaşanan olumsuzluklardan dersler çıkarmalıyız. Masum Beyin “özeleştiri” çağrısına başta genel başkan olarak kendisi ve tüm partililerimiz uymalıyız. Sapmalarla ilgili endişelerimizi gidermek amacıyla geniş kapsamlı paneller ve bilgi şölenleri düzenlemeliyiz. Bu amaçla; Sayın Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY, Sayın Uluç GÜRKAN, Sayın Orhan BİRGİT ve Erol TUNCER gibi zenginleşen üst yapı danışmanlardan ve partinin yetkinleşmiş kadrolarından yararlanmalıyız.
DSP(Demokratik Sol Parti) adından da anlaşılacağı gibi halkçı sol bir partidir. Geçmişi “Ortanın Solu” düşüncesine ve “Ak Günler Programına” dayanmaktadır. Sağ merkezci ve Türkçü düşüncelerle ilişkilendirilmesi doğru değildir. Böyle düşünmek Rahmetli ECEVİT’İN kemiklerini sızlatır. Çünkü ECEVİT, ömrünü oligarşiye, işbirlikçilerine ve ülkücü yaftalı tetikçilerinin saldırılarına karşı mücadele etmekle geçirmiştir. Her zaman emeği ve emekçiyi savunmuştur. Yaşamının en diri tanığı da Rahşan hanımdır. Her insanın bir hata sınırı vardır. Ancak hiç kimsenin sürekli hata ısrarı bir hak olarak kabullenilemez. Rahşan Hanımın ilerlemiş yaşına rağmen ülke duyarlılığı anlayışla karşılanabilir! Fakat ilke ve program adına “sağ” odaklı arayışlara girmesi anlaşılır gibi değildir. Bu tutumuyla ya maziyi inkâr etmekte, ya da aldatılmaktadır. Biz aldatıldığını umuyoruz. Çünkü hatadan dönmek zor değildir. Rahşan Hanım, Masum Beyi kişi olarak veya çalışmalarından ötürü beğenmeyebilir! Ama yitik beş yılın ekibi içinde tutma sorumluluğunu da anımsamalıdır. Varlığıyla ilgili kaygılanma hakkı için geç kaldığını bilmelidir. Kaldı ki, 17 Mayıs Kongresi sonrasında DSP’de olumsuz bir gelişme de olmamıştır. Hakkındaki eleştiriler ise genelde siyasi özgeçmişiyle ilgilidir. Ayrıca hem DSP, hem de Masum Bey geçen süre içinde rüştünü tamamlamış durumdadır. Memnuniyetsizlik sonucu istenen değişimlerin adresleri de kurultay salonlarıdır. Başta Rahşan Hanım olmak üzere kırgınların parti içinde kalarak mücadele hakkı vardır. Beyhude arayışlar, iki başlılık girişimleri, ülkemize, partimize ve düşüncemize sadece zaman kaybıdır. Faşist kafalardan medet ummak “Sol’la” Demokratik Sol’la bağdaşmaz. DSP öğretisini bu tabloyla açıklamak akli yetiye terstir, ECEVİT’E ihanettir.
A-Ke-Pe iktidarı sürekli yapay gündemler oluşturarak basını ve muhalefeti kısır bir döngü içinde tutmaya çalışarak yanlışlarını ve yolsuzluklarını örtmeye çalışmaktadır. Aykırı sesleri özel kurgular ve yandaş basınla pasifleştirmeye çalışmaktadır. CHP ve MHP ise, kitlelerin yüreğini serinletecek çözümlere uzaktır. DSP de tabanda rüzgâr estirici ataklar yapmakta gecikmektedir. Masum Bey en çok bu konuda eleştirilmektedir. Oysa yapılacaklar bellidir ve kolaydır. A-Ke-Pe iktidarının zaafları belgelidir. Adli dokunulmazlıklar gerekçe gösterilerek hem yargıya güven kazandırılacak, hem de yasadışı unsur ve eylemler adalete hesap verir duruma gelecektir. Bu sayede büyük olasılıkla A-Ke-Pe kapanacak, yöneticilerine de “Yüce Divan” yolu açılacaktır. Böylece DSP’ye de 03 Kasım 2002 seçimlerinin rövanşını alma fırsatı doğacaktır. Arayışçılara ve tüm gerçek DSP’lilere duyurulur. Saygılarımla.
                                                                                   Mehmet Emin HAZAR 
                                                                                          DSP Mardin Eski İl Başkanı
m_hazar@mynet.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>25/11/2009<br />
Dolunay Güvercini<br />
“Sol Akıl mı? Şaronizm mi?” başlıklı makalemde Sayın Rahşan ECEVİT’İN desteğiyle merkezde sağ kitlelere hitap etmesi arzulanan bir partinin kurulmasının beklendiğini yazmıştım. Merkez Sağ’ın partileri olduğunu belirtmiş, sol siyasi bir heyecana gereksinim bulunduğunu, o nedenle de DSP’den ayrılmaları kolaycılık ve gemiyi terk etme olarak görmüş, partide kalarak mücadele edilmesi çağrısında bulunmuştum. Merkez Sağ’ın birleşmesi öngörümü haklı çıkardı. Fakat “Ecevitçi Arayış” sloganıyla, çizgi kayması türü gerekçelerle ve DSP’nin özgün kimliğine uygun siyaset bahanesiyle DSHP(Demokratik Sol Halk Partisi)’in kurulması hayal kırıklığı yarattı. Özellikle gerçek DSP’liler, ECEVİTÇİLER hayret etti. Doğrultu tutarlılığı ve çizgi kayması savları balon çıktı. Üstelik ECEVİT de aranmamış! Zira “Dağ fare bile doğuramadı!” Güvercin kurda yem olarak peşkeş çekildi. Çünkü Sayın Hulki CEVİZOĞLU eski bir kurtçudur! Onun başkanlığında yürütülecek bir liderlik, ECEVİT hayranlığını ırkçı düşüncelerine sömürtmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kısacası “barış güvercini” Sayın CEVİZOĞLU’NUN düşünceleriyle dolunayda kurda dönüşümün simgesi olarak kitlelere seslenecektir.<br />
Sanılanın aksine DSP’de öğretiye bağlılık sürmektedir. Parti içinde mücadele fırsatı eskiden daha uygun koşullardadır. Önyargıların aksine parti içi demokrasi işliyor. Rekabet olanaklı. Herkese eşit ifade ve eleştiri hakkı tanınıyor, ikna yöntemiyle kucaklaşmalar pekiştiriliyor. Parti içi değişimler oylanırken, yeni atamalarla örgüt güçlendirilmeye çalışılıyor. Tek eksik halk ayağının eylemselliğe ve propagandaya dönüşmesidir. Bu konuda da, yargı marifetiyle taban ve halk katılımlı çalışmalar tespit edilmektedir. Eski Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami TÜRK’E 5 Kasım 2009 günü yönelttiğim sorulara karşılık Genel Başkan Sayın Masum TÜRKER’İN yüksek sesli beyanını söyleyebilirim. Kimi DSP kadrolarının kafaları şu an için karışık olabilir! Eski kadrolar olarak bu süreci aşacağımıza inanıyorum. Çünkü partinin kuruluşundan hemen sonra da benzer bir film izlemiştik. Üzüldüğümüz konu hanımefendinin belirsizliklere alet edilmesidir. Bir an önce sağduyuyla ve akıl birlikteliğiyle partimizi ayaklandırmalıyız. Geçmişte yaşanan olumsuzluklardan dersler çıkarmalıyız. Masum Beyin “özeleştiri” çağrısına başta genel başkan olarak kendisi ve tüm partililerimiz uymalıyız. Sapmalarla ilgili endişelerimizi gidermek amacıyla geniş kapsamlı paneller ve bilgi şölenleri düzenlemeliyiz. Bu amaçla; Sayın Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY, Sayın Uluç GÜRKAN, Sayın Orhan BİRGİT ve Erol TUNCER gibi zenginleşen üst yapı danışmanlardan ve partinin yetkinleşmiş kadrolarından yararlanmalıyız.<br />
DSP(Demokratik Sol Parti) adından da anlaşılacağı gibi halkçı sol bir partidir. Geçmişi “Ortanın Solu” düşüncesine ve “Ak Günler Programına” dayanmaktadır. Sağ merkezci ve Türkçü düşüncelerle ilişkilendirilmesi doğru değildir. Böyle düşünmek Rahmetli ECEVİT’İN kemiklerini sızlatır. Çünkü ECEVİT, ömrünü oligarşiye, işbirlikçilerine ve ülkücü yaftalı tetikçilerinin saldırılarına karşı mücadele etmekle geçirmiştir. Her zaman emeği ve emekçiyi savunmuştur. Yaşamının en diri tanığı da Rahşan hanımdır. Her insanın bir hata sınırı vardır. Ancak hiç kimsenin sürekli hata ısrarı bir hak olarak kabullenilemez. Rahşan Hanımın ilerlemiş yaşına rağmen ülke duyarlılığı anlayışla karşılanabilir! Fakat ilke ve program adına “sağ” odaklı arayışlara girmesi anlaşılır gibi değildir. Bu tutumuyla ya maziyi inkâr etmekte, ya da aldatılmaktadır. Biz aldatıldığını umuyoruz. Çünkü hatadan dönmek zor değildir. Rahşan Hanım, Masum Beyi kişi olarak veya çalışmalarından ötürü beğenmeyebilir! Ama yitik beş yılın ekibi içinde tutma sorumluluğunu da anımsamalıdır. Varlığıyla ilgili kaygılanma hakkı için geç kaldığını bilmelidir. Kaldı ki, 17 Mayıs Kongresi sonrasında DSP’de olumsuz bir gelişme de olmamıştır. Hakkındaki eleştiriler ise genelde siyasi özgeçmişiyle ilgilidir. Ayrıca hem DSP, hem de Masum Bey geçen süre içinde rüştünü tamamlamış durumdadır. Memnuniyetsizlik sonucu istenen değişimlerin adresleri de kurultay salonlarıdır. Başta Rahşan Hanım olmak üzere kırgınların parti içinde kalarak mücadele hakkı vardır. Beyhude arayışlar, iki başlılık girişimleri, ülkemize, partimize ve düşüncemize sadece zaman kaybıdır. Faşist kafalardan medet ummak “Sol’la” Demokratik Sol’la bağdaşmaz. DSP öğretisini bu tabloyla açıklamak akli yetiye terstir, ECEVİT’E ihanettir.<br />
A-Ke-Pe iktidarı sürekli yapay gündemler oluşturarak basını ve muhalefeti kısır bir döngü içinde tutmaya çalışarak yanlışlarını ve yolsuzluklarını örtmeye çalışmaktadır. Aykırı sesleri özel kurgular ve yandaş basınla pasifleştirmeye çalışmaktadır. CHP ve MHP ise, kitlelerin yüreğini serinletecek çözümlere uzaktır. DSP de tabanda rüzgâr estirici ataklar yapmakta gecikmektedir. Masum Bey en çok bu konuda eleştirilmektedir. Oysa yapılacaklar bellidir ve kolaydır. A-Ke-Pe iktidarının zaafları belgelidir. Adli dokunulmazlıklar gerekçe gösterilerek hem yargıya güven kazandırılacak, hem de yasadışı unsur ve eylemler adalete hesap verir duruma gelecektir. Bu sayede büyük olasılıkla A-Ke-Pe kapanacak, yöneticilerine de “Yüce Divan” yolu açılacaktır. Böylece DSP’ye de 03 Kasım 2002 seçimlerinin rövanşını alma fırsatı doğacaktır. Arayışçılara ve tüm gerçek DSP’lilere duyurulur. Saygılarımla.<br />
                                                                                   Mehmet Emin HAZAR<br />
                                                                                          DSP Mardin Eski İl Başkanı<br />
<a href="mailto:m_hazar@mynet.com">m_hazar@mynet.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Duyuru! yazısına Mehmet Emin HAZAR tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://akilcagi.com/gamze/blog/2009/06/09/hello-world/comment-page-1/#comment-34</link>
		<dc:creator>Mehmet Emin HAZAR</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 11:42:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">#comment-34</guid>
		<description>07/10/2009
DSP Ve Halkımıza Eylem Planı
Siyaset örgütlenmeye dayalı iktidar amaçlı bir çalışmadır. İktidar olabilmek için de A-Ke-Pe gericiliğinden kurtulmak ve halkı iktidara taşımak için umut yeşertici bir rüzgâr estirmeye gereksinim vardır. Bu rüzgâr, kurumsal üst yapılarının sorun çözmede belirleyecekleri yeni, farklı, inandırıcı söylem ve eylemlerinden beklenmektedir. DSP Genel Başkanı Sayın Masum TÜRKER Konya’ya geldiğinde bu soruya verdiği yanıtta; rüzgârı tersinden, yani aşağıdan yukarıya estirmenin daha doğru olacağını savundu. Sayın TÜRKER sorunlara, halkın zayıf da olsa örgütlü gücü tarafından yerelde çözüm aramanın isabetli ve yerinde bir karar olacağını söyledi. Böylece tembelleşen örgütlerin güven tazeleyerek eski enerjik yapılarına kavuşacağını ve 2002 seçimlerinin rövanşının geri alınabileceğini belirtti. Masum Bey; “Parti liderliğinin önemli olduğunu, ama tek başına liderden çözüm beklemenin tabanda çözümü sürekli başkalarından bekleme alışkanlığı yarattığını ifade etti. Çözümlerin yerelleşmesiyle genel politikalar beslenir, rüzgâr da tersinden eser. Örgütün yanlışlık yapması durumunda partinin yetkin kadroları ve genel başkan devreye girer, hata düzeltilir! Ama genel başkan hata yaparsa düzeltecek kimse kalmaz! Biz yeni dönemde örgüt ve kadro anlayışımızı bu bütünlük inancıyla vurgulamaya çalışıyoruz.”dedi. 
Masum Bey, plan ve projeye gereksinim bulunmadığını, DSP programının stratejimizi belirlediğini “biz” olmaya çalıştıklarını anlatırken, arada gereksiz kişisel eleştirilerde de bulundu. Ülke sorunlarını geniş çerçeve çizerek anlattı. Atama ve güçlendirme çalışmalarına başlandığını, kadın ve gençlik örgütlenmesinin çatısının çatıldığını, ulusal sol duruşun öğretiye uygun kalın çizgileri için çalışıldığını, danışmanlık kadrosunun işlevini anlatarak güçlü bir destek istedi. O arada Konya’nın üretim yapısına uygun bir danışman, örgütün önerirsiyle görevlendirildi. Yazılı eleştirilerime aldığım yanıtları dinleyerek not tutum. Epeydir üzerinde çalıştığım “eylem planım” için çağırınca 29 Eylül 2009 günü için randevulaştık. Gazeteci dostum Kadri ÖZEN’İ alarak yaklaşık iki saat görüştük. Kamuoyu oluşturmak için düşüncelerimi anlattım. O arada örgütten “internet” ve “facebook” üzerinden yapılan eleştirileri aktardım. Kısmen katılmamakta ısrar ettiğim yanıtlar aldım. Masum Bey genel sorunların yerelde kamuoyu oluşturularak yukarılara taşınmasının halkı daha çok etkileyeceği görüşünü tekrarladı. Saldırganlaşan A-Ke-Pe gericiliğine karşı acil önlem alınması gerektiğini ve etkili işbirliğine gereksinim bulunduğunu ekonominin gidişiyle örnekledim. O arada Sayın ÖZEN, A-Ke-Pe sonrası iktidarın ateşten gömlek olduğu uyarısında bulundu. Masum Bey; “Sorunlar ağır ama çözümsüz değil! DSP yönetime de, çözüme de hazırdır.” Karşılığını verdi.. Ayrıldıktan sonra Masum Beyin isteğine uyarak, kısa ve etkili bir taban hareketi için çözüme odaklandım.
Siyasal Gerici Seyir: 
DSP tabanını ve halkımızı ülke duyarlılığına hizmet edeceğine inandığım eylemsellik için; öncelikle sükûnete, yasal çerçevede kalarak provaksiyonlara karşı uyanık olmaya ve sağduyuyla davranmaya çağırıyorum. Ama önce yedi yıllık A-Ke-Pe gerici iktidarının geçmişini masaya yatırarak partililerimiz ve halkımızla paylaşmak istiyorum. Bilindiği üzere A-Ke-Pe, teokratik özlemlerin Milli Nizam Partisiyle(MNP) siyasallaşmaya başlayarak gelen bir sürecin ürünüdür. Cumhuriyetin kazanımlarıyla sağlanan ifade ve örgütlenme özgürlüğünü siyasal gericilik, cumhuriyeti sinsice yok etme aracı olarak kullanmıştır. Çünkü çok partili yaşam sistemleşmemiş ve iktidar olan bir parti devlete bütünüyle egemen olma fırsatına kavuşmuştur. 1950 dönemi ve sonrası iktidar gücüyle tanınan hoşgörü “Tekke ve Zaviyelerin” çalışmalarına yasadışı olmakla beraber göz yummuş ve ülke bugünlere gelmiştir. Gericiliği palazlandıran sağ partilerin uzun süre iktidarda kalması bu sonucu hazırlamıştır. Cumhuriyet Treni raydan çıkarılmış olsa da, yasaları anayasanın temelini oluşturmaktadır. Ancak devlet işgal edildiği için anayasal kurumlar işlevsizdir. Ayakta kalanlara da AB+D istekleri için son darbeler indirilmek üzeredir.
Tarikat ve cemaatler, çeşitli adlarla uzun süre çalışarak örgütlendiler. 1980 sonrasında ciddi bir güç olduktan sonra partilerle iktidar pazarlığı gücüne eriştiler. Refah-Yol iktidarıyla deneyim kazandıktan sonra da oligarşik bir manevrayla düşürüldüler. ABD destekli ulusal niteliklerinden arındırılmış bir yapı için antiemperyalist unsurlar tasfiye edildikten sonra “yenilikçi” yaftasıyla yeniden iktidara getirildiler. Teokratik amaçları uğruna cumhuriyeti özgürlük ve demokrasi bahanesiyle tahrip ederek ülkeyi “Oligarşik İslam” karanlığına taşıdılar. Yasalar iktidar baskısıyla uygulanamadığı için hukuksal adalet işlemedi. Alınan yargı kararları uygulanmadı. Yüksek yargı çalışmaları engellendi. Anayasa Mahkemesinin kararları tartışılır ve eleştirilir oldu.
A-Ke-Pe görüntüsüyle de özüyle de karanlık bir partidir. Uygulamalarının bir kısmı şeffaf değildir. Açık olanları ise çoğunlukla yasalara aykırıdır. A-Ke-Pe iktidarını bir birikimin ürünü olduğu için, tek başına değerlendirmek yanlıştır. Çünkü zihniyet olarak geçmişiyle halen iç içedir. Partisel ve kişisel mahkûmiyetleri kamu vicdanını büyük ölçüde yaralamaktadır. Ama buna rağmen seçeneksiz görünmektedir. Çünkü ülke parlamentosunu lider sultasının verimsizliğiyle teslim almıştır. Meclis dışı siyaset de yaratılan baskı ve üretimsizlik nedeniyle tercih dışıdır. Çare, devletçi ulusal sermayenin gerekliliğini anlatarak halkı tabandan yüksek bir propagandayla ateşlemektir. DSP’ye ve halkımıza düşen görev: ulusal sermayenin önemini kavratmak, propagandayı yüksek tutmaktır. Ulusal Sermaye!... Yüksek Propaganda!...
A-Ke-Pe Analizi:
A-Ke-Pe, internet sayfalarına konu olduğu şekliyle; Mao ZEDUNG’UN  “Dörtlü Çetesi” gibi Fazilet Partisi içindeki “dörtlü” (R.T.E, A.GÜL, B.ARINÇ ve A.ŞENER) tarafından İstanbul’da iki ABD’li Yahudi vakıf temsilcileriyle görüşülerek kurulduğu söylenmektedir. Nasıl kurulduğu çok önemli görülmeyebilir! Ama yaptıklarıyla şaibeli olduğuna şüphe yoktur. A.ŞENER dışındaki diğer üç kurucusu da irticai sabıkalıdır. Üyesi ve yöneticisi oldukları Refah Partisi ve Fazilet Partisi irticai eylemlerinden dolayı kapatılmış ve AHİM tarafından da mahkûmiyetleri onanmıştır. Ayrıca R.T.E ve A.GÜL adları çeşitli yolsuzluklarla anılmaktadır. Hatta A.GÜL Kalkınma Bankasına şahsına ait bir faturayı ödettiği için mahkûmiyet almış, cezası Yargıtay’ca onanmış bir sabıkalıdır. Bir de RP’nin “Hazineyi Zarara Uğratma Davasının” sorumlularından olup, Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali ŞAHİN tarafından soruşturma dosyası cumhuriyet savcılığına gönderilmiştir. Aynı şekilde R.T.E da eski bir hükümlü, Diyarbakır DGM’nin “Memnu Hakların İadesi Davası” istemini reddettiği ve siyasi partilere normal üyeliği bile mümkün olmayan, Sayın Deniz BAYKAL’IN alet olduğu bir düzenlemeyle siyasi haklarına kavuşmuş biridir. Onun da hakkında çeşitli suç davaları açılmıştır. Dokunulmazlık zırhı olmazsa ikisinin de sonu damdır.
A-Ke-Pe, bazı kurucuları, bakan ve seçilmişleri, yerel kadro ve bürokratları ile bir suç makinesi gibidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklarında kapatılmasıyla ilgili açtığı dava, Anayasa Mahkemesinin ilginç bir kararıyla sonlanmıştır. A-Ke-Pe kurum olarak “Hazine Yardımı Kesilmesiyle” cezalandırılmış, suç işleyen sanıkları “Karar Tam Sayısının” bir eksiğiyle cezasız kalmışlardır. Bu konuyu çok anlattığımı savlayanlar olabilir. Ancak bu hukuk tartışmasının yeniden başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mahkeme A-Ke-Pe için “odak” tespitinde bulunarak suçu sabit gördüğünü karara bağlamıştır. Dünyada bu kararın bir örneği bulunmamaktadır. Zira ceza davalarında “beraat” ve “ceza” sonucu belirler. Benzer davalarda eski yol arkadaşları ve genel başkanları aynı mahkeme tarafından(üyeleri değişmemiş) mahkûm edildiğine göre, bunlar ödüllendirilmiş sayılırlar. 
Bir diğer ilginç konu da, “Türban Yasasının” iptal edilmesidir. Yüksek mahkeme “Türbanı” yasakladığına göre “Kamusal Alanda” giyilmesi da yasaklanmış demektir. Bu durumda A-Ke-Pe her gün suç işlemektedir. Çünkü “Türban” devlet protokolünde ve Çankaya’dadır. Daha önce de A.GÜL’ÜN Sayın eşi “Türbanı” için ülkeyi AHİM’e şikâyet etmiş, iktidar olununca dava geri alınmıştı. A.GÜL, Leyla ŞAHİN Davasını AHİM’e taşımakla suçlanmaktadır. 
Asıl ilginç konu ise; yedi yıllık A-Ke-Pe geçmişinde R.T.E ve A.GÜL’ÜN yabancı ülke temsilcileriyle yaptıkları bazı görüşmelerin içeriğinin gizliliğidir. Devletin meclisten gizli hiçbir eylemi olamaz. Ancak R.T.E’ın seçilmezden önce ABD ve bazı AB ülkelerine yaptığı gezilerde yaptığı görüşmeler sırdır. Aynı şekilde Ermenistan’la yapılacak imzaya hazır olduğu belirtilen anlaşma hakkında da halkı bilgilendirmemiştir. A.GÜL de iktidarı, TBMM’ni ve dışişleri bakanlığını baypas ederek çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Yurt dışında insan hakları ihlaliyle suçlanan devlet adamları ve tarikat liderleriyle bir araya gelmektedir. Her ikisi de devletin kurumsal varlığını zaafa uğratmaktadır.
Hukuksal işlerlik:
A-Ke-Pe olumsuzlukları sayfalara sığmayacak kadar fazladır. Yurttaş olarak üzerimize düşen görev: hukuku egemen kılmaya katkıda bulunmak olmalıdır. Çünkü A-Ke-Pe hukuku sürekli ihlal ederek suç işlemeyi sürdürmektedir. O nedenle öncelikle muhatap olduğu davalarda haklarında verilen veya verilmediğini düşündüğümüz hukuki kararları mantıksal olarak tartışmaya açmak istiyorum. 
HEP, DEP, HADEP, DEHAP, REFAH, FAZİLET davalarına baktığımız zaman, Kapatılma Davasında(15/03/2008) A-Ke-Pe’nin kayırıldığı izlenimi ediniyorum. Çünkü DTP Kapatılma Davası(17/11/2008) ondan önce açılmış fakat bir türlü sonuçlanmamaktadır. Üstelik DTP’nin kapatılmasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Suç işleyen unsurları ve uygulanan işlemler de farklıdır. A-Ke-Pe’nin suçları oransal olarak DTP’den fazladır. DTP’ye isnat olunan suçlar siyasi, A-Ke-Pe’ninkiler hem siyasi, hem adi ve hem de yüz kızartıcı niteliktedir. Son zamanlarda Sayın BAHÇELİ tarafından dolaylı vatana ihanet imaları da cabasıdır. Dokunulmazlık zırhıyla korunan A.GÜL ve R.T.E başta olmak üzere bazı A-Ke-Pe’lilerin davaları görülmekteyken bir kısmı raflarda bekletiliyor! Ama DTP davaları “fezlekeyle” kaldırılıyor. Burada hukuksal bir çifte standartlık yaşanıyor. Çünkü Adalet Bakanlığı A-Ke-Pe dosyalarını bekletiyor. Hukukta suçlar bütün olarak işlem görür. İrtica ve laik demokratik sistemi yıkma suçları ile bölücülük suçları arasında bir fark yoktur. Kaldı ki adi ve yüz kızartıcı suçlar da tuz, biberdir. O nedenle DTP Davası siyaseten işlem gördüğü savını doğrulamaktadır. Ayrıca seçilmiş vekillerin bu koşullarda polis marifetiyle götürülmesi de rezaletten başka bir şey değildir. Dokunulmazlık bütün olarak ele alınarak kaldırılmalıdır. Her yurttaş gibi seçilmişler de “kürsü dokunulmazlığı” dışındaki eylemleri nedeniyle yargıya hesap vermelidir. Zira herkes yasalar karşısında eşittir. 
Çözüm:
Dokunulmazlıkların kaldırılması adaletin işlemesi demektir. Aynı zamanda ülkemizin A-Ke-Pe musibetinden kurtulması anlamını taşır. Zaten mevcut siyasi tabloyla A-Ke-Pe ancak iki şekilde yıkılır: Ya askeri darbeyle! Ya da adli yargılamayla! Bizim tercihimiz adil bir yargılama ile sonlanmasıdır. Çünkü A-Ke-Pe’nin siyaseten irticanın odağı olduğu yüksek mahkeme kararıyla sabitlenmiştir. Halen de “Kamusal Alan” ve “Türban” türü ihlallerle laik demokratik düzene meydan okumayı sürdürmektedirler. 
Yolsuzluk savları ve davalarıyla da yandaşları, yakın çevreleri, genç çocuklarının işleri, abartılı mal varlıkları mercek altındadır.  DTP’lilerle ilgili fezlekeler de A-Ke-Pe’lilere yargı yolunu açan iyi bir örnektir. Bu şekilde “A-Ke-Pe Kapatılma Davası” DTP emsal gösterilerek yeniden görülebilir! Ayrıca Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin Kararına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da uyarak A.GÜL için yargılama yolunu açabilir. Zaten hukuken A.GÜL’ÜN dokunulmazlığı kalkmış, yargılamasını engelleyici bir durum kalmamıştır. Anılan kapatılma davasının sanıkları arasında gösterilmesine engel bulunmadığına göre, yeniden yargılanması bir hukuk emri olmalıdır. Yargılanması çağdaş ülkelerde; Bill CLİNTON, Moşe KATSAV ve Kurt VALDHEİM örneğindeki gibi ülkemizin saygınlığını hukuksal anlamda arttıracaktır. Gerçi GÜL bu şansını; Colin POVELL görüşmesi, RİSE’NİN liderlik eğitimi savı, “İyi şeyler olacak açıklaması” ve Ermenistan ilişkileriyle fazla zorlamış görünüyor ama yine de yurttaş olarak kendisinden beklentimiz yargıya başvurmasıdır.
R.T.E kardeşi A.GÜL gibi dokunulmazlıkların kalkmasından çok korkmaktadır. Çünkü ucu kendisine dokunacaktır. Başına gelecekleri tahmin ediyor! Kapatılma Davasıyla yetkisizleştiğini de biliyor! Ama ne yargı ne de muhalefet konuyu sorgulamıyor. Hatta grubu bulunan partilerin kendisini himaye ettiği de söylenebilir! Çünkü hukuk açık, ERBAKAN örneği ortadadır. Sesi çıkan hâkim ve savcılar da baskı altına alınmaktadır. Ama bu iş er geç çözülecektir. Bu işin anahtarı DSP ve halktır. Kilidin açılması yakındır!
Yapacaklarımız:
DSP tabanı ve halk olarak Masum Beyi de önümüze katacağız. Çoban Ateşleri olarak anılan gruplar da bizlere mecburen katılacak. Çünkü her yurttaş bireysel birer inisiyatif görevi görecek. Binlerce dilekçeyle A-Ke-Pe’liler hakkında yargılama davası açacağız. Siyasilerin TBMM’nde yapamadığını biz halk olarak başaracağız. Şu andan itibaren halkımızı hukuku egemen kılmak için göreve çağırıyorum. Herkes çevresinde gönüllü avukatlar bularak dava dilekçesi yazarak A-Ke-Pe’yi yargıya şikâyet etsin. İç hukuk yolları tükenirse AHİM’e gidelim. Yetkisi ve makamına bakılmaksızın suç işleyenlerin yaptıkları yanlarına kar kalmasın ki, adaleti daha fazla geciktirmeyelim!
A-Ke-Pe’nin medyatik suç savları ve belgeleri bellidir. Yerelde görünmeyen savlar için de bilgi, belge ve delil toplanmalıdır. DSP Genel Başkanı ve PM üyeleri de TBMM’ne taşınan dosyalara yoğunlaşmalıdır. Hatta Doğan Medyayla ile tüm olumsuzluğuna rağmen dirsek temasına geçilmelidir. İnternet ve facebook’da yayınlanan belge ve kayıtları delil olarak toplayalım. Ülkede A-Ke-Pe’yi hukuken iktidardan düşürme seferberliği başlatmalıyız. Aksi takdirde uyduruk “Ergenekon” türü davalarla karşı devrim gerçekleşecek ve biz de seyretmiş olacağız. Bu eylem DSP için bir taban hareketi, halkımız için de yurttaşlık görevi olacaktır. Bir DSP’li olarak Genel Başkanım Sayın Masum TÜRKER’İN; rüzgârı aşağıdan yukarıya estirme önerisine önderlik ettiğimi düşünüyorum ve halkımıza güveniyorum.
1.Eylem:
Öncelikle ülkeyi yapay gündemlerden gerçek gündemlere taşımalıyız. A. GÜL’ÜN yargılanmasını isteyerek halkımızı ve hukukçuları yeni bir tartışmanın içine çekmeliyiz. Bu amaçla hakkındaki savlar ve açılan davalarla ilgili bireysel dilekçelerle yargılamasını güncelleştirmeliyiz. Yalnız eylemlerimizin yazılı, belgeli ve hukuka uygun olmasına özen gösterelim. Adalet isterken suçlu duruma düşmeyelim. A.GÜL’ÜN yargılanamayacağını düşünenler olabilir! Hatta milletvekiliyken dokunulmazlığı nedeniyle yargılamasının ertelenmesi ve makam dokunulmazlığı arasında bağ kuranlar da olabilir. Bunun da ötesinde makam öncesi işlenen suçların bekletilebileceğini savunanlar da olabilir! Ama hiçbir gerekçe kişilere sürekli suç işleme yetkisi vermez. Kaldı ki “A-Ke-Pe Kapatılma Davasında” sanık olmasını engelleyici durum olmamasıyla bu tür olasılıklar ortadan kaldırılmıştır. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi de bu karara katılmıştır. Mehmet Ali ŞAHİN de bir hukukçu olarak hakkındaki soruşturma dosyasını cumhuriyet savcılığına göndermede sakınca görmemiştir. Ayrıca eşini “kamusal alan” sayılan Çankaya Köşkü ve devlet protokollerine türbanıyla katarak seçildiği günden beri suç tekrarı yapmaktadır. “Kılık Kıyafet Yasası” halen yürürlükte olduğuna göre, A GÜL anılan yasayı ihlal etmektedir. ATATÜRKÜN koltuğunda devrimlere ve laikliğe karşı eylemleri nedeniyle her yurttaşın onu mahkemeye verme hakkı vardır. Bu hakkı DSP önderliğinde mutlaka kullanmalıyız.
2.Eylem:
İkinci eylemin koşulları daha da olgunlaşmış durumda ve A-Ke-Pe’nin tümünü kapsamaktadır. A.GÜL hakkındaki savlar R.T.E dâhil diğer üyeler için de geçerlidir. Üstelik DTP milletvekillerinin durumu da emsaldir. Adalet bakanlığı A-Ke-Pe’lilerin suç dosyalarını fezleke için savcılığa göndermemekle suç işlemiştir. Savcıların bir an önce dava açmaları gerekir. Suç tekrarı nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kapatma istemini yenilemelidir.
3.Eylem:
Parlamento içinde yeni bir iktidar arayışı için DSP halkı alanlara çekerek mitingler oluşturmalı ve gerekçeleri vatandaşlarla paylaşmalıdır.
4.Eylem: 
Milletvekillerin büyük bir kısmı hakkında çeşitli suç isnatları nedeniyle dosyaları yargıya taşınacağından, büyük bir olasılıkla yeni bir iktidar oluşturmak zorlaşacaktır. O nedenle yeni bir ulusal işbirliği iktidarı istenmelidir. Hatta bu iktidar adli ve mali konuları incelemeye yetkili bir “Kayyum Hükümeti” niteliğinde olmalıdır. Aynı zamanda ülkeyi seçimlere taşıyabilmelidir.
5.Eylem:
Tarım ve Hayvancılık alanında yerel tohum ve yerli hayvan üretme amacına yönelik protesto mitingleriyle gerçekleştirilmelidir. Ayrıca sömürge hukuku uygulamalarını çağrıştıran dış güçlerin ülke içindeki çalışmalarına karşı kamuoyu oluşturulmalıdır. Bu eylemleri İsrail’den tohum almanın yasaklanması ve ABD Adana Konsoloslarının Güneydoğu’daki gezilerine karşı durma olarak örnekleyebiliriz. 
Rahmetli Kemal SUNAL’IN “Bende akıl çok Hâkim Bey!” dediği gibi, ben de eylem konusunda zenginlik yaratabilirim. Önemli olan vermeye çalıştığım mesajların anlaşılmasıdır. Çünkü ülkemizin en önemli önceliği A-Ke-Pe’den kurtulmaktır. Militarist çözümlere karşı olmamız ve hukuka olan güvenimiz nedeniyle yurttaşlarımızı adalet için yasal haklarını kullanmaya yöneltiyoruz. Eğer Masum Bey gerçekten başbakan olmak istiyorsa işte fırsat! Hem de istediği türden, tabandan tavana doğru bir halk hareketinin yolu açılmış olacak. Haydi, Masum Bey! Tabana kuvvet diyerek düş yollara… Unutma ki, gülü seven dikenine katlanır. Anlaşılacağı ümidiyle ve saygıyla.  
                                                                               Mehmet Emin HAZAR
                                                                          DSP Mardin Eski İl Başkanı
   m_hazar@mynet.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>07/10/2009<br />
DSP Ve Halkımıza Eylem Planı<br />
Siyaset örgütlenmeye dayalı iktidar amaçlı bir çalışmadır. İktidar olabilmek için de A-Ke-Pe gericiliğinden kurtulmak ve halkı iktidara taşımak için umut yeşertici bir rüzgâr estirmeye gereksinim vardır. Bu rüzgâr, kurumsal üst yapılarının sorun çözmede belirleyecekleri yeni, farklı, inandırıcı söylem ve eylemlerinden beklenmektedir. DSP Genel Başkanı Sayın Masum TÜRKER Konya’ya geldiğinde bu soruya verdiği yanıtta; rüzgârı tersinden, yani aşağıdan yukarıya estirmenin daha doğru olacağını savundu. Sayın TÜRKER sorunlara, halkın zayıf da olsa örgütlü gücü tarafından yerelde çözüm aramanın isabetli ve yerinde bir karar olacağını söyledi. Böylece tembelleşen örgütlerin güven tazeleyerek eski enerjik yapılarına kavuşacağını ve 2002 seçimlerinin rövanşının geri alınabileceğini belirtti. Masum Bey; “Parti liderliğinin önemli olduğunu, ama tek başına liderden çözüm beklemenin tabanda çözümü sürekli başkalarından bekleme alışkanlığı yarattığını ifade etti. Çözümlerin yerelleşmesiyle genel politikalar beslenir, rüzgâr da tersinden eser. Örgütün yanlışlık yapması durumunda partinin yetkin kadroları ve genel başkan devreye girer, hata düzeltilir! Ama genel başkan hata yaparsa düzeltecek kimse kalmaz! Biz yeni dönemde örgüt ve kadro anlayışımızı bu bütünlük inancıyla vurgulamaya çalışıyoruz.”dedi.<br />
Masum Bey, plan ve projeye gereksinim bulunmadığını, DSP programının stratejimizi belirlediğini “biz” olmaya çalıştıklarını anlatırken, arada gereksiz kişisel eleştirilerde de bulundu. Ülke sorunlarını geniş çerçeve çizerek anlattı. Atama ve güçlendirme çalışmalarına başlandığını, kadın ve gençlik örgütlenmesinin çatısının çatıldığını, ulusal sol duruşun öğretiye uygun kalın çizgileri için çalışıldığını, danışmanlık kadrosunun işlevini anlatarak güçlü bir destek istedi. O arada Konya’nın üretim yapısına uygun bir danışman, örgütün önerirsiyle görevlendirildi. Yazılı eleştirilerime aldığım yanıtları dinleyerek not tutum. Epeydir üzerinde çalıştığım “eylem planım” için çağırınca 29 Eylül 2009 günü için randevulaştık. Gazeteci dostum Kadri ÖZEN’İ alarak yaklaşık iki saat görüştük. Kamuoyu oluşturmak için düşüncelerimi anlattım. O arada örgütten “internet” ve “facebook” üzerinden yapılan eleştirileri aktardım. Kısmen katılmamakta ısrar ettiğim yanıtlar aldım. Masum Bey genel sorunların yerelde kamuoyu oluşturularak yukarılara taşınmasının halkı daha çok etkileyeceği görüşünü tekrarladı. Saldırganlaşan A-Ke-Pe gericiliğine karşı acil önlem alınması gerektiğini ve etkili işbirliğine gereksinim bulunduğunu ekonominin gidişiyle örnekledim. O arada Sayın ÖZEN, A-Ke-Pe sonrası iktidarın ateşten gömlek olduğu uyarısında bulundu. Masum Bey; “Sorunlar ağır ama çözümsüz değil! DSP yönetime de, çözüme de hazırdır.” Karşılığını verdi.. Ayrıldıktan sonra Masum Beyin isteğine uyarak, kısa ve etkili bir taban hareketi için çözüme odaklandım.<br />
Siyasal Gerici Seyir:<br />
DSP tabanını ve halkımızı ülke duyarlılığına hizmet edeceğine inandığım eylemsellik için; öncelikle sükûnete, yasal çerçevede kalarak provaksiyonlara karşı uyanık olmaya ve sağduyuyla davranmaya çağırıyorum. Ama önce yedi yıllık A-Ke-Pe gerici iktidarının geçmişini masaya yatırarak partililerimiz ve halkımızla paylaşmak istiyorum. Bilindiği üzere A-Ke-Pe, teokratik özlemlerin Milli Nizam Partisiyle(MNP) siyasallaşmaya başlayarak gelen bir sürecin ürünüdür. Cumhuriyetin kazanımlarıyla sağlanan ifade ve örgütlenme özgürlüğünü siyasal gericilik, cumhuriyeti sinsice yok etme aracı olarak kullanmıştır. Çünkü çok partili yaşam sistemleşmemiş ve iktidar olan bir parti devlete bütünüyle egemen olma fırsatına kavuşmuştur. 1950 dönemi ve sonrası iktidar gücüyle tanınan hoşgörü “Tekke ve Zaviyelerin” çalışmalarına yasadışı olmakla beraber göz yummuş ve ülke bugünlere gelmiştir. Gericiliği palazlandıran sağ partilerin uzun süre iktidarda kalması bu sonucu hazırlamıştır. Cumhuriyet Treni raydan çıkarılmış olsa da, yasaları anayasanın temelini oluşturmaktadır. Ancak devlet işgal edildiği için anayasal kurumlar işlevsizdir. Ayakta kalanlara da AB+D istekleri için son darbeler indirilmek üzeredir.<br />
Tarikat ve cemaatler, çeşitli adlarla uzun süre çalışarak örgütlendiler. 1980 sonrasında ciddi bir güç olduktan sonra partilerle iktidar pazarlığı gücüne eriştiler. Refah-Yol iktidarıyla deneyim kazandıktan sonra da oligarşik bir manevrayla düşürüldüler. ABD destekli ulusal niteliklerinden arındırılmış bir yapı için antiemperyalist unsurlar tasfiye edildikten sonra “yenilikçi” yaftasıyla yeniden iktidara getirildiler. Teokratik amaçları uğruna cumhuriyeti özgürlük ve demokrasi bahanesiyle tahrip ederek ülkeyi “Oligarşik İslam” karanlığına taşıdılar. Yasalar iktidar baskısıyla uygulanamadığı için hukuksal adalet işlemedi. Alınan yargı kararları uygulanmadı. Yüksek yargı çalışmaları engellendi. Anayasa Mahkemesinin kararları tartışılır ve eleştirilir oldu.<br />
A-Ke-Pe görüntüsüyle de özüyle de karanlık bir partidir. Uygulamalarının bir kısmı şeffaf değildir. Açık olanları ise çoğunlukla yasalara aykırıdır. A-Ke-Pe iktidarını bir birikimin ürünü olduğu için, tek başına değerlendirmek yanlıştır. Çünkü zihniyet olarak geçmişiyle halen iç içedir. Partisel ve kişisel mahkûmiyetleri kamu vicdanını büyük ölçüde yaralamaktadır. Ama buna rağmen seçeneksiz görünmektedir. Çünkü ülke parlamentosunu lider sultasının verimsizliğiyle teslim almıştır. Meclis dışı siyaset de yaratılan baskı ve üretimsizlik nedeniyle tercih dışıdır. Çare, devletçi ulusal sermayenin gerekliliğini anlatarak halkı tabandan yüksek bir propagandayla ateşlemektir. DSP’ye ve halkımıza düşen görev: ulusal sermayenin önemini kavratmak, propagandayı yüksek tutmaktır. Ulusal Sermaye!&#8230; Yüksek Propaganda!&#8230;<br />
A-Ke-Pe Analizi:<br />
A-Ke-Pe, internet sayfalarına konu olduğu şekliyle; Mao ZEDUNG’UN  “Dörtlü Çetesi” gibi Fazilet Partisi içindeki “dörtlü” (R.T.E, A.GÜL, B.ARINÇ ve A.ŞENER) tarafından İstanbul’da iki ABD’li Yahudi vakıf temsilcileriyle görüşülerek kurulduğu söylenmektedir. Nasıl kurulduğu çok önemli görülmeyebilir! Ama yaptıklarıyla şaibeli olduğuna şüphe yoktur. A.ŞENER dışındaki diğer üç kurucusu da irticai sabıkalıdır. Üyesi ve yöneticisi oldukları Refah Partisi ve Fazilet Partisi irticai eylemlerinden dolayı kapatılmış ve AHİM tarafından da mahkûmiyetleri onanmıştır. Ayrıca R.T.E ve A.GÜL adları çeşitli yolsuzluklarla anılmaktadır. Hatta A.GÜL Kalkınma Bankasına şahsına ait bir faturayı ödettiği için mahkûmiyet almış, cezası Yargıtay’ca onanmış bir sabıkalıdır. Bir de RP’nin “Hazineyi Zarara Uğratma Davasının” sorumlularından olup, Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali ŞAHİN tarafından soruşturma dosyası cumhuriyet savcılığına gönderilmiştir. Aynı şekilde R.T.E da eski bir hükümlü, Diyarbakır DGM’nin “Memnu Hakların İadesi Davası” istemini reddettiği ve siyasi partilere normal üyeliği bile mümkün olmayan, Sayın Deniz BAYKAL’IN alet olduğu bir düzenlemeyle siyasi haklarına kavuşmuş biridir. Onun da hakkında çeşitli suç davaları açılmıştır. Dokunulmazlık zırhı olmazsa ikisinin de sonu damdır.<br />
A-Ke-Pe, bazı kurucuları, bakan ve seçilmişleri, yerel kadro ve bürokratları ile bir suç makinesi gibidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklarında kapatılmasıyla ilgili açtığı dava, Anayasa Mahkemesinin ilginç bir kararıyla sonlanmıştır. A-Ke-Pe kurum olarak “Hazine Yardımı Kesilmesiyle” cezalandırılmış, suç işleyen sanıkları “Karar Tam Sayısının” bir eksiğiyle cezasız kalmışlardır. Bu konuyu çok anlattığımı savlayanlar olabilir. Ancak bu hukuk tartışmasının yeniden başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mahkeme A-Ke-Pe için “odak” tespitinde bulunarak suçu sabit gördüğünü karara bağlamıştır. Dünyada bu kararın bir örneği bulunmamaktadır. Zira ceza davalarında “beraat” ve “ceza” sonucu belirler. Benzer davalarda eski yol arkadaşları ve genel başkanları aynı mahkeme tarafından(üyeleri değişmemiş) mahkûm edildiğine göre, bunlar ödüllendirilmiş sayılırlar.<br />
Bir diğer ilginç konu da, “Türban Yasasının” iptal edilmesidir. Yüksek mahkeme “Türbanı” yasakladığına göre “Kamusal Alanda” giyilmesi da yasaklanmış demektir. Bu durumda A-Ke-Pe her gün suç işlemektedir. Çünkü “Türban” devlet protokolünde ve Çankaya’dadır. Daha önce de A.GÜL’ÜN Sayın eşi “Türbanı” için ülkeyi AHİM’e şikâyet etmiş, iktidar olununca dava geri alınmıştı. A.GÜL, Leyla ŞAHİN Davasını AHİM’e taşımakla suçlanmaktadır.<br />
Asıl ilginç konu ise; yedi yıllık A-Ke-Pe geçmişinde R.T.E ve A.GÜL’ÜN yabancı ülke temsilcileriyle yaptıkları bazı görüşmelerin içeriğinin gizliliğidir. Devletin meclisten gizli hiçbir eylemi olamaz. Ancak R.T.E’ın seçilmezden önce ABD ve bazı AB ülkelerine yaptığı gezilerde yaptığı görüşmeler sırdır. Aynı şekilde Ermenistan’la yapılacak imzaya hazır olduğu belirtilen anlaşma hakkında da halkı bilgilendirmemiştir. A.GÜL de iktidarı, TBMM’ni ve dışişleri bakanlığını baypas ederek çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Yurt dışında insan hakları ihlaliyle suçlanan devlet adamları ve tarikat liderleriyle bir araya gelmektedir. Her ikisi de devletin kurumsal varlığını zaafa uğratmaktadır.<br />
Hukuksal işlerlik:<br />
A-Ke-Pe olumsuzlukları sayfalara sığmayacak kadar fazladır. Yurttaş olarak üzerimize düşen görev: hukuku egemen kılmaya katkıda bulunmak olmalıdır. Çünkü A-Ke-Pe hukuku sürekli ihlal ederek suç işlemeyi sürdürmektedir. O nedenle öncelikle muhatap olduğu davalarda haklarında verilen veya verilmediğini düşündüğümüz hukuki kararları mantıksal olarak tartışmaya açmak istiyorum.<br />
HEP, DEP, HADEP, DEHAP, REFAH, FAZİLET davalarına baktığımız zaman, Kapatılma Davasında(15/03/2008) A-Ke-Pe’nin kayırıldığı izlenimi ediniyorum. Çünkü DTP Kapatılma Davası(17/11/2008) ondan önce açılmış fakat bir türlü sonuçlanmamaktadır. Üstelik DTP’nin kapatılmasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Suç işleyen unsurları ve uygulanan işlemler de farklıdır. A-Ke-Pe’nin suçları oransal olarak DTP’den fazladır. DTP’ye isnat olunan suçlar siyasi, A-Ke-Pe’ninkiler hem siyasi, hem adi ve hem de yüz kızartıcı niteliktedir. Son zamanlarda Sayın BAHÇELİ tarafından dolaylı vatana ihanet imaları da cabasıdır. Dokunulmazlık zırhıyla korunan A.GÜL ve R.T.E başta olmak üzere bazı A-Ke-Pe’lilerin davaları görülmekteyken bir kısmı raflarda bekletiliyor! Ama DTP davaları “fezlekeyle” kaldırılıyor. Burada hukuksal bir çifte standartlık yaşanıyor. Çünkü Adalet Bakanlığı A-Ke-Pe dosyalarını bekletiyor. Hukukta suçlar bütün olarak işlem görür. İrtica ve laik demokratik sistemi yıkma suçları ile bölücülük suçları arasında bir fark yoktur. Kaldı ki adi ve yüz kızartıcı suçlar da tuz, biberdir. O nedenle DTP Davası siyaseten işlem gördüğü savını doğrulamaktadır. Ayrıca seçilmiş vekillerin bu koşullarda polis marifetiyle götürülmesi de rezaletten başka bir şey değildir. Dokunulmazlık bütün olarak ele alınarak kaldırılmalıdır. Her yurttaş gibi seçilmişler de “kürsü dokunulmazlığı” dışındaki eylemleri nedeniyle yargıya hesap vermelidir. Zira herkes yasalar karşısında eşittir.<br />
Çözüm:<br />
Dokunulmazlıkların kaldırılması adaletin işlemesi demektir. Aynı zamanda ülkemizin A-Ke-Pe musibetinden kurtulması anlamını taşır. Zaten mevcut siyasi tabloyla A-Ke-Pe ancak iki şekilde yıkılır: Ya askeri darbeyle! Ya da adli yargılamayla! Bizim tercihimiz adil bir yargılama ile sonlanmasıdır. Çünkü A-Ke-Pe’nin siyaseten irticanın odağı olduğu yüksek mahkeme kararıyla sabitlenmiştir. Halen de “Kamusal Alan” ve “Türban” türü ihlallerle laik demokratik düzene meydan okumayı sürdürmektedirler.<br />
Yolsuzluk savları ve davalarıyla da yandaşları, yakın çevreleri, genç çocuklarının işleri, abartılı mal varlıkları mercek altındadır.  DTP’lilerle ilgili fezlekeler de A-Ke-Pe’lilere yargı yolunu açan iyi bir örnektir. Bu şekilde “A-Ke-Pe Kapatılma Davası” DTP emsal gösterilerek yeniden görülebilir! Ayrıca Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin Kararına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da uyarak A.GÜL için yargılama yolunu açabilir. Zaten hukuken A.GÜL’ÜN dokunulmazlığı kalkmış, yargılamasını engelleyici bir durum kalmamıştır. Anılan kapatılma davasının sanıkları arasında gösterilmesine engel bulunmadığına göre, yeniden yargılanması bir hukuk emri olmalıdır. Yargılanması çağdaş ülkelerde; Bill CLİNTON, Moşe KATSAV ve Kurt VALDHEİM örneğindeki gibi ülkemizin saygınlığını hukuksal anlamda arttıracaktır. Gerçi GÜL bu şansını; Colin POVELL görüşmesi, RİSE’NİN liderlik eğitimi savı, “İyi şeyler olacak açıklaması” ve Ermenistan ilişkileriyle fazla zorlamış görünüyor ama yine de yurttaş olarak kendisinden beklentimiz yargıya başvurmasıdır.<br />
R.T.E kardeşi A.GÜL gibi dokunulmazlıkların kalkmasından çok korkmaktadır. Çünkü ucu kendisine dokunacaktır. Başına gelecekleri tahmin ediyor! Kapatılma Davasıyla yetkisizleştiğini de biliyor! Ama ne yargı ne de muhalefet konuyu sorgulamıyor. Hatta grubu bulunan partilerin kendisini himaye ettiği de söylenebilir! Çünkü hukuk açık, ERBAKAN örneği ortadadır. Sesi çıkan hâkim ve savcılar da baskı altına alınmaktadır. Ama bu iş er geç çözülecektir. Bu işin anahtarı DSP ve halktır. Kilidin açılması yakındır!<br />
Yapacaklarımız:<br />
DSP tabanı ve halk olarak Masum Beyi de önümüze katacağız. Çoban Ateşleri olarak anılan gruplar da bizlere mecburen katılacak. Çünkü her yurttaş bireysel birer inisiyatif görevi görecek. Binlerce dilekçeyle A-Ke-Pe’liler hakkında yargılama davası açacağız. Siyasilerin TBMM’nde yapamadığını biz halk olarak başaracağız. Şu andan itibaren halkımızı hukuku egemen kılmak için göreve çağırıyorum. Herkes çevresinde gönüllü avukatlar bularak dava dilekçesi yazarak A-Ke-Pe’yi yargıya şikâyet etsin. İç hukuk yolları tükenirse AHİM’e gidelim. Yetkisi ve makamına bakılmaksızın suç işleyenlerin yaptıkları yanlarına kar kalmasın ki, adaleti daha fazla geciktirmeyelim!<br />
A-Ke-Pe’nin medyatik suç savları ve belgeleri bellidir. Yerelde görünmeyen savlar için de bilgi, belge ve delil toplanmalıdır. DSP Genel Başkanı ve PM üyeleri de TBMM’ne taşınan dosyalara yoğunlaşmalıdır. Hatta Doğan Medyayla ile tüm olumsuzluğuna rağmen dirsek temasına geçilmelidir. İnternet ve facebook’da yayınlanan belge ve kayıtları delil olarak toplayalım. Ülkede A-Ke-Pe’yi hukuken iktidardan düşürme seferberliği başlatmalıyız. Aksi takdirde uyduruk “Ergenekon” türü davalarla karşı devrim gerçekleşecek ve biz de seyretmiş olacağız. Bu eylem DSP için bir taban hareketi, halkımız için de yurttaşlık görevi olacaktır. Bir DSP’li olarak Genel Başkanım Sayın Masum TÜRKER’İN; rüzgârı aşağıdan yukarıya estirme önerisine önderlik ettiğimi düşünüyorum ve halkımıza güveniyorum.<br />
1.Eylem:<br />
Öncelikle ülkeyi yapay gündemlerden gerçek gündemlere taşımalıyız. A. GÜL’ÜN yargılanmasını isteyerek halkımızı ve hukukçuları yeni bir tartışmanın içine çekmeliyiz. Bu amaçla hakkındaki savlar ve açılan davalarla ilgili bireysel dilekçelerle yargılamasını güncelleştirmeliyiz. Yalnız eylemlerimizin yazılı, belgeli ve hukuka uygun olmasına özen gösterelim. Adalet isterken suçlu duruma düşmeyelim. A.GÜL’ÜN yargılanamayacağını düşünenler olabilir! Hatta milletvekiliyken dokunulmazlığı nedeniyle yargılamasının ertelenmesi ve makam dokunulmazlığı arasında bağ kuranlar da olabilir. Bunun da ötesinde makam öncesi işlenen suçların bekletilebileceğini savunanlar da olabilir! Ama hiçbir gerekçe kişilere sürekli suç işleme yetkisi vermez. Kaldı ki “A-Ke-Pe Kapatılma Davasında” sanık olmasını engelleyici durum olmamasıyla bu tür olasılıklar ortadan kaldırılmıştır. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi de bu karara katılmıştır. Mehmet Ali ŞAHİN de bir hukukçu olarak hakkındaki soruşturma dosyasını cumhuriyet savcılığına göndermede sakınca görmemiştir. Ayrıca eşini “kamusal alan” sayılan Çankaya Köşkü ve devlet protokollerine türbanıyla katarak seçildiği günden beri suç tekrarı yapmaktadır. “Kılık Kıyafet Yasası” halen yürürlükte olduğuna göre, A GÜL anılan yasayı ihlal etmektedir. ATATÜRKÜN koltuğunda devrimlere ve laikliğe karşı eylemleri nedeniyle her yurttaşın onu mahkemeye verme hakkı vardır. Bu hakkı DSP önderliğinde mutlaka kullanmalıyız.<br />
2.Eylem:<br />
İkinci eylemin koşulları daha da olgunlaşmış durumda ve A-Ke-Pe’nin tümünü kapsamaktadır. A.GÜL hakkındaki savlar R.T.E dâhil diğer üyeler için de geçerlidir. Üstelik DTP milletvekillerinin durumu da emsaldir. Adalet bakanlığı A-Ke-Pe’lilerin suç dosyalarını fezleke için savcılığa göndermemekle suç işlemiştir. Savcıların bir an önce dava açmaları gerekir. Suç tekrarı nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Kapatma istemini yenilemelidir.<br />
3.Eylem:<br />
Parlamento içinde yeni bir iktidar arayışı için DSP halkı alanlara çekerek mitingler oluşturmalı ve gerekçeleri vatandaşlarla paylaşmalıdır.<br />
4.Eylem:<br />
Milletvekillerin büyük bir kısmı hakkında çeşitli suç isnatları nedeniyle dosyaları yargıya taşınacağından, büyük bir olasılıkla yeni bir iktidar oluşturmak zorlaşacaktır. O nedenle yeni bir ulusal işbirliği iktidarı istenmelidir. Hatta bu iktidar adli ve mali konuları incelemeye yetkili bir “Kayyum Hükümeti” niteliğinde olmalıdır. Aynı zamanda ülkeyi seçimlere taşıyabilmelidir.<br />
5.Eylem:<br />
Tarım ve Hayvancılık alanında yerel tohum ve yerli hayvan üretme amacına yönelik protesto mitingleriyle gerçekleştirilmelidir. Ayrıca sömürge hukuku uygulamalarını çağrıştıran dış güçlerin ülke içindeki çalışmalarına karşı kamuoyu oluşturulmalıdır. Bu eylemleri İsrail’den tohum almanın yasaklanması ve ABD Adana Konsoloslarının Güneydoğu’daki gezilerine karşı durma olarak örnekleyebiliriz.<br />
Rahmetli Kemal SUNAL’IN “Bende akıl çok Hâkim Bey!” dediği gibi, ben de eylem konusunda zenginlik yaratabilirim. Önemli olan vermeye çalıştığım mesajların anlaşılmasıdır. Çünkü ülkemizin en önemli önceliği A-Ke-Pe’den kurtulmaktır. Militarist çözümlere karşı olmamız ve hukuka olan güvenimiz nedeniyle yurttaşlarımızı adalet için yasal haklarını kullanmaya yöneltiyoruz. Eğer Masum Bey gerçekten başbakan olmak istiyorsa işte fırsat! Hem de istediği türden, tabandan tavana doğru bir halk hareketinin yolu açılmış olacak. Haydi, Masum Bey! Tabana kuvvet diyerek düş yollara… Unutma ki, gülü seven dikenine katlanır. Anlaşılacağı ümidiyle ve saygıyla.<br />
                                                                               Mehmet Emin HAZAR<br />
                                                                          DSP Mardin Eski İl Başkanı<br />
   <a href="mailto:m_hazar@mynet.com">m_hazar@mynet.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
